Sürüden ayrılıp dağa kaçanı kurtlar kapardı. Sahiplerinin sevgisi ya da kurt korkusu onları kaçıp gitmekten alıkoyamıyordu. Bu yaramazlar özgürlüklerine düşkün, kırları bayırları seven keçilerdi.
Gazali diyor ki;
"Evet, ölüme mahkûm olduğu için, herşey boştur. Bu cihanın kâşanesi kum üstüne yapılmıştır."
"Hararet ve su, benim yatağım ve yastığımdır; yanmak ve boğulmak. İşte benim ayinim!"
Ve gene Gazali diyordu ki:
"Arz, kayalar, denizler, hattâ parlak yıldızlar ve emelleri ve dehası veya bunaklığıyla, beşerin ruhu cümleten bütün asumanın göğsünde kaybolmaya mahkûmdur."
Gazali diyor ki:
'' Harp bitti.Maktuller harp meydanında yatıyor. Bütün çığlıklar, ıztırap ve kin çığlıkları sustu. Her beşeri kasırgayı takip eden sükut, bütün bu şeylerin ne kadar boş olduğunu ne iyi gösterir!''
Ah, insanlar niçin her şeyi anlayamıyorlar? Beş dakika, on dakika, yarım saat kendilerini unutsalar, kendilerini karşılarındakinin yerine koysalar tam onun gibi -fakat hiç eksiksiz ve tam- onun gibi duysalar, her şey ne kadar yerli yerinde olacak. Hayır! İlla ki zıddiyetler öfkeler, yanlış anlamalar, kıskançlıklar, inatlar, şüpheler, hakim olma arzuları...