Bir yanda onların yapısal aptallıkları karşısında demokrasinin vazgeçilmezlerinden olan başkaldırı tutumu vardır - kolektif sorunlarla herkes meşgul olmazsa bilfil tiranlığın içine düşeriz. Dürüst olmak gerekirse gittikçe büyüyen kayıtsızlık ve bireylerin kendi içine kapanmaları yüzünden şimdiden kısmi olarak bu durumdayız. O halde kurumların aptallıklarına karşı çabalarınızı devam ettirmek ve bunlarla uğraşmaktan asla vazgeçmemek hayati önem taşır.
Kendilerini her ne kadar sürekli güncelleseler de hemen ardından çaresizce yetersiz kalan kurumların karşısında vatandaşların, (özellikle haklardan yararlanmayanların) haklarının tanınması, yani toplumdan kendilerine uygun bir yönetim için her daim mücadele etmesi gerekir. Aynı zamanda ve aynı nedenlerden dolayı da memurlar, devletin daimi yozlaşmasına kapılmamak için sürekli mücadele etmek zorundadırlar(tabii onlar için artık çok geç değilse.)
Devlet çalışanlarına hep en verimsiz görevler yükleyerek ve onların işlerini daha özenle yapmalarının koşullarını baltalayarak, çalışmalarının karşılığını almalarına engel olarak, onlara kendilerini yıpratan bir yaşam biçimi dayatarak zaten temeli hatalı olan işleyişine bir kat da savsaklama ekler.
Aptallar "politika" veya "din" diye adlandırılan tüm bu şeylere o kadar inanırlar ki coşku sel olup taşar. Bir şeye inanmak insana tahammül, sükûnet ve denge getirirken onların inancı kendilerini olağanüstü kırılgan yapar. Bir nüans, bir aksaklık bile canlarının yanmasına yeter.Bu durumda yapılacak en basit şey susmaktır. Gerçekten de politikanın ve dinin ortak yönü kavramlarının bilhassa pratik olmasıdır; nasıl bir vatandaş ve nasıl bir inanan olduğumuzu davranışlarımızla gösteririz. Bir kez davranışların sessizliğine gömüldüğümüzde, insanların
"Tanrı" (kendilerine neyin hakkında konuştukları sorusunu bile sormazlar) ve "iktidar" (aynı şey) hakkındaki sayısız aptalca düşünceleri mavi gökyüzündeki bulutların masum hareketleri kadar hafifler ve bu göğün altında istediğiniz yere gitmekte özgür olursunuz.