“Kader” denen şey, ilahi karmaşada bir matematikti ve insanoğlunun en büyük hatası da onu sadece neticeler yaratan bir şey olarak görmesiydi. Oysa insanın yaptıkları kadar yapmadıklarını da, seçtikleri kadar seçmediklerini de, oldukları kadar olamadıklarını da içine alıyordu.Kader bir döngüydü. İçinde neticeler barındırdığı kadar; görülmemiş, gizli kalmış sebepler de barındırıyordu.Bitişlerle olduğu kadar başlangıçlarla da doluydu. Tek mesele kaderi okumakta, okuyabilmekteydi. Kaderin sadece tek bir kısmına bakıp kalmak, insanın
kendisini bir girdaba hapsetmesiydi sadece.
Ama rüyalar çok daha acımasızdı. İradeden azade, kendi başlarına akıp gidiyorlar, insanı en savunmasız anında yakalayıp çok daha keskin acılar ya da olmadık mutluluklar yaşatabiliyorlardı. Tüm saçmalığına rağmen sımsıcak, kısacık ama Umman kadar derin bir hikayenin ortasında uyanmak ve onun bir rüya olduğunu anlamak kadar insana kendisini çaresiz, aciz ve zavallı hissettiren başka bir şey yoktu herhalde yeryüzünde.
Zaman yumağını elinde tutan bir büyücü karıdır. Canı ister salıverir ipi, çabuk çabuk yaşarsınız, yaşadığınızın farkında bile olmadan. Canı ister gıdım gıdım bırakır, her dakika değil, her saniyeyi ta iliklerinizde duyarsınız.