"Canım çok şey anlatmak istiyor ama yorgunum. Beynim yorgun, bedenim yorgun, bunca şeyi affeden kalbim bile yorgun artık. Heveslerim yorgun, iyimserliğim yorgun, konuşarak anlaşmaya olan inancım bile yorgun. Çok yorgunum."
Sabahattin Ali
Sosyal medyayı kullanırken bilinçli olmadığımız, seçimlerimizi niyetimizin farkında olarak yapmadığımız takdirde; sanal olarak bize sunulan hayatların, olayların ve duyguların etkisi altında kalmamız işten bile değildir. Üstelik sadece etki altında kalmıyoruz; oradaki hayatı, duyguyu, aşkı, mükemmelliği arzuluyor; bunlar hayatımızda olmayınca tatminsizlik, depresyon, öfke ve hüzün gibi duygulara kapılıp gidiyoruz. Üretmemeye başlıyor ama bir yandan da üretmeden mükemmellik arıyoruz. Sanki hiç cefa yokmuş gibi görünen hayatlara özeniyor; kendi hayatlarımızdaki sorunları gözümüzde daha da büyütüyor; karşımızdakini şanslı, kendimizi ise şanssız olarak tanımlıyoruz.
İnsanın düşünce ve davranışları iletişim ve etkileşim içinde olduğu diğer insanlardan etkilenir. Dolayısıyla sosyal medyada sıklıkla gördüğümüz insanların söylediklen ve yaptıkları da üzerimizde epey etkili... Orada kimi takip ettiğimiz, kimlerin yaşamına tanıklık ettiğimiz, hangi doğrulan ve değerleri kabul ettiğimiz biz pek farkında olmadan yaşam yolculuğumuzu etkiliyor.
Bilimin yasaları, son parçasının yerleştirilmesini bekleyen bir yapboz değildir. Bunlar, insanoğlunun deneyimin süzgecinden geçirerek oluşturduğu yasalardır ve değişmez değildir. Genetik kod da, görelilik, radyoaktivite, elektrik ve başka bilimsel başarılar gibi el becerisinin ve aklın eseridir, ancak son söz değildir...
Her şey hakkında bir sürü anlamlı istatistik verebilirsin ama ortada bir öykü yoksa anlattığın sadece sıkıcı sayılardır. Öyküler farklı... Öykü bilgilerin, deneyimlerin ve olayların anlamını bulduğu ilişkiler bütünüdür.