Güçlü durmak, iyi görünmek, etrafımızda kocaman bir duvarla gezmek... İnsanlığın bir hastalığı değilse nedir? Dazai, "Görünürde her zaman gülümsüyor olsam da içeride çaresiz bir mücadeleyle debeleniyordum," der.
Veriler hatta kuramlar tarihin işidir. Yaşayan bilim ise sürecin kendisidir. Bilimi yapanlar için onu heyecanlı kılan da süreçtir. Bilim insanı olmayanlar bunu anlayamazlar. Bilimi yapanlar söz konusu olduğunda da tümüyle karanlıktadırlar. Onları tıpkı yaptıkları iş gibi soğuk, duygusuz, kısaca gayri insani olarak düşünürler.
Sahte bilimin özünde "dileyelim ve öyle olsun" yaklaşımı yatıyor. Halk masalları ve çocuk öykülerinde olduğu gibi, gönlümüzün çektiğini dilesek ve gerçekleşse ne güzel olurdu. Düşlerimizi gerçekleştirmenin bedeli olan çok çalışma ve biraz da iyi şansla karşılaştırıldığında bu fikir ne denli kışkırtıcı geliyor insana...
Bilimi sadece bilimsel gerçekler olarak düşünüp, onu bir bilgi yığını olarak algılamak, onun içindeki heyecanı da yok saymayı beraberinde getirir. Oysa, hem bilimin geçirdiği badireler hem de bilim insanlarının tarih boyunca yaşadığı sıkıntılar ve başarılar ulaşılan sonuçlar kadar ilgi çekici ve önemlidir.