Ertesi ilkbahar bir bahçe yaptım.
Öyle bildiğimiz bahçelerden değil de, o öldüğü sırada yaptığım Keşiflere dayalı bir bahçe. Bitkilerin kaynaklarını birbiriyle paylaşıp birbirine yaslanabildiği bir bahçe. Birbirlerinden ayrık şekilde sıra halinde dikilmedikleri, iletişim kurabilecekleri tarzda karışık dikildikleri bir bahçe. Birbirlerinin derdine koşabilecekleri bir bahçe. Bahçemde mısır, kabak ve fasulyeyi beraber yetiştirip üçünün de büyümesinde artış sağlayan Amerikan yerlilerinin geliştirdiği "üç kız kardeş" tekniğini uyguladım.
Hümaniter bir toplum yapısının ilk gereklerinden biri de, merkezileşme eğiliminin durdurulup, kapsamlı bir ayrışmaya ve merkezileşmeden uzaklaşmaya gidilmesi zorunluluğudur. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Eğer toplum Mumford'un tanımladığı gibi bir "Mega-Makine"ye dönüşmüşse, yani tüm toplum dev ve merkezden yönetilen bir makine haline gelmişse, uzun dönemde faşizm kaçınılmaz olacaktır. Çünkü:
a) İnsanlar eleştirel düşünce yeteneklerini yitirmeye, kendilerini güçsüz hissetmeye ve pasifleşmeye başlayacaklar, ayrıca yapılması gereken her şeyi bilen güçlü bir adama ihtiyaç duyacaklar, kısaca insanlıktan çıkıp koyunluğa dönüşeceklerdir.
Eğer insan yalnızca "sahip olduğu" şeylerden ibaretse, onları yitirdiğinde, kendini de yitirecek, kim olduğunu bilemeyecektir. Böylece yaşamı yanlış kurmanın sonucunda ortaya yenilmiş, moralsiz, yıkık ve acınacak bir insan çıkar. Ünlü yazar Ibsen, Peer Gynt tiplemesiyle, böyle bencil ve kendi egosuna takılı kalan bir insanı çok güzel çizer. Peer, yalnızca kendisi ile doludur ve büyük bencilliği ona, "tüm ihtiraslarının" bir birleşiminden oluşan benliğinin gerçek kişiliği olduğunu kabul ettirmiştir. Ama yaşamının sonunda, "sahip olmak" ilkesine göre kurduğu düzenin yanlışlığını ve hiçbir zaman kendisi olamadığını anlar. Kökü olmayan bir bitki gibi eksik ve yetersiz kaldığını ve yanlış yaşamış olduğunu kavrar, acı da olsa.
"Sahip olmak" ile "olmak" arasındaki farklılığın bilmek alanındaki belirmesi, "ben bilgiye sahibim" ile "ben biliyorum" deyişlerinde ortaya çıkar. "Bilgiye sahip olmak", kullanılabilir bilgi (enformasyon) kazanılması ve bunun mülkiyetinin o kişinin elinde olması demektir. "Bilmek" ise fonksiyoneldir ve üretici düşünce sürecinin bir parçasıdır.
"Olmak" kökenli bilgiyi daha iyi anlayabilmek için peygamberlerin, İsa'nın, Buda'nın, Meister Eckhart'ın ve Sigmund Freud ile Karl Marx gibi düşünürlerin temsil ettiği akıma bir göz atmak gerekecek. Bu büyük düşünürlere göre bilmek, "sağlıklı insan aklı" ile algılanan gerçeklerin hiç de güvenilir olmadığını anlamakla başlar. Fiziksel gerçeklik hakkındaki tasarımlarımızın "gerçek"ten uzak olmasının yanı sıra, insanların çoğunun yarı uyanık yarı rüyada gibi dolaşmaları da, onların böyle düşünmelerine yol açmıştır. Çünkü insanların doğru ve şüphe edilmez olarak gördükleri şeylerden çoğu, içinde yaşadıkları toplumun ve sosyal çevrenin onlar üzerindeki etki ve baskısından oluşan hayaller ile yanılgılardır.