SAVAŞ
Savaşta kadın olmak! Bir gün kalkıyorsunuz hiçbir şey aynı değil her yer toz bulut içerisinde; bir koşuşturma, telaş ve gözlerdeki o dehşetli korku... Sonra eliniz, gözünüz ve yüreğiniz evladınızı arayacak. Sağa sola dönecek, bağırıp çağıracaksınız ama sesinizi işiten hiç kimse olmayacak. Sonra sonu gelmeyecek bir arayışa geçeceksiniz. Büyük bir mücadelenin sizi beklediğini anlayacak, başınıza geçirebileceğiniz adamakıllı bir örtünüz bile olmadığını ayaklarınız çamura bulandığında, ıslandığında veya kirlendiğinde yeni bir çorap bulamayacağını ve çıplak ayakla dolaşamayacağınız için çıkaramayacağınızı anlayacaksınız. Tekrar dönüyorsunuz çocuğunuza. Dehşetli bir korkudan sonra bulduğunuz aç, yüzü gözü kan ve toz içinde kalmış çocuğunuza... Çocuğunuza verebileceğiniz tek şey göğsünüzdeki süt olacak. Ama bunun da kesileceğini bileceksiniz. Ve içinde bulunduğunuz olayların hiçbir söze ihtiyacı kalmayacak. Çünkü o hallerin dehşet dolu olduğunu büyük, acı bir hakikat olduğunu görmenin acziyetini hissedeceksiniz.
Savaşta çocuk olmak! Düşünün, anneciğinin o tedirgin, korkulu ve acı yüzünü izlerken bedeninin titreyişini, sessiz, huzurlu bir gecede mırıldanan bir ninni ile mahmurlaşan gözlerinin uykuya dalışının özlemini çekiyorsunuz. Sağa sola bakıp duran tedirgin bakışlarını izleyen bir çocuksunuz artık. Yarınların İslam neferi olacağı bir çocuk olacakken birkaç saat sonra zalim bir ordunun eline bulaştığı kan olacaksınız. Şehit bir çocuksunuz hiçbir şeyden haberi olmayan mazlum bir şehit.
Savaşta erkek olmak! Korumakla mükellef olduğu bir ailesini korumaya çalışırken ki babayı düşünün. Tehdit edilen bir aslanın hırçınlığı üzerindeyken hiçbir şey yapamadığını. Bombardımanların altındayken hem ümmetini hem de ehlini korumaya çalışırken hissettiklerini düşünün. Elinde