Mutluluk, sadece maddi şeylerde değil, aynı zamanda ilişkilerde, iç huzurda ve kişisel gelişimde bulunabilir. Belki de en büyük ihtiyaçlarımız, sevdiklerimizle kaliteli zaman geçirmek, içsel dinginliği bulmak ve kendimize yatırım yapmaktır. Bu ihtiyaçları unutmadan, sosyal medyanın yarattığı "ihtiyaçlar" karşısında daha bilinçli ve dengeleyici bir tutum geliştirebiliriz.
Sevgili dostlar, her besinin kendine ait bir doğal enerjisi var. Oysa zamansız yediğimiz bütün besinler, enerjilerini doğru olarak açığa çıkartamamış olarak önümüze geliyor. Eğer her mevsimin kendine özgü meyvelerinin, sebzelerinin olmasının bir hikmeti olmasaydı o şekilde yaratılırlardı öyle değil mi? Bizler neden doğal yaratılışa müdahale edelim ki? Yiyip içtiğimiz şeyler, beynimizin kimyasını ve bununla bağlantılı olarak da duygularımızı etkiliyor. Bunu unutmamamız gerekiyor.
Rahmetli Esat Coşan Hocaefendi'nin bir sohbetinde dinlemiştim. Eskiler der ki: "Yeni bir memlekete gittiğiniz zaman; vücudunuz, oranın havasına ve ortamına alışsın diye oranın soğanını da sarımsağını da yiyin." Bu öğüt, bana çok tuhaf gelmişti o zamanlar. Sonradan öğrendiğim kadarıyla soğan ve sarımsak toprağın en derin yerinden geldiğinden, o bölgenin havasını, suyunu, iklimini ve her türlü özelliğini içinde barındırdığından, tüketildiği zaman bedenin yeni bölgeye olan intibakını kolaylaştırırmış.
Yeme-içme alışkanlıklarının ahlaki bir boyutu vardır. İmam Gazali'ye göre, insanlar yemeklerini sadece fiziksel ihtiyaçları için değil, aynı zamanda Allah'a yaklaşmak ve ahlaki erdemleri geliştirmek için kullanmalıdır. Sağlıklı ve dengeli bir şekilde yemek yemek, kişinin nefsine hükmetmesine ve ahlaki olarak olgunlaşmasına yardımcı olabilir.