Oysa, aslolan, hakkın helal edilmesi olmalıydı. Helalleşmek olmalıydı.
Helalleşmek, mahkemede dava kazanmaktan daha üstün olmalıydı.
Çünkü, her yasal hak, helâl değildir.
Suruç ile Kobani'nin arasında çizgi çekmek, Birinci Dünya Savaşı galiplerinin kılıç hakkı olabilir ama helâl değildir.
Keza, iflas eden kardeşinizin haraç mezat satışa çıkarılan evini satın almanız yasal hakkınız olabilir ama… ama helâl değildir.
Oysa, tarihin bu noktasında yasal haklardan feragat, kişisel çıkarlardan fedakârlık, kamu yararına gönüllü özveri, zekâ geriliği değilse beceriksizlik sayılır.
İmar ruhsatı olan bir müteahhid, şehrin ufkuna tecavüz ederken yasal olarak suçsuzdur.
Yeni ve çok daha ucuz bir enerji türünün pazara girmesini önlemek üzere üretim haklarını satın alıp sümen altı eden bir petrol şirketi de yasal olarak suçsuzdur.
Raf ömrünü uzatmak için ekmeğin hamuruna kanserojen madde katan gıda üreticisi, formülü ambalajın üstünde yazdığı sürece suçsuzdur.
Bir kalem darbesiyle atar ergenleri sokağa döken yazar, alevler afakı sardığında suç mahallinde değilse, olayları evinden izliyorsa, suçsuz sayılacaktır.
21.yüzyılın en yaman toplumsal projesi, helâl olanı, yasal olanla örtüştürmek olsa gerek