Yurttaşlar haklarını elde etmek için devlete yöneleceklerine, kendi cemaatlerine yöneticilerine başvurmayı daha faydalı buluyordu. O zaman cemaatler, zümreler veya silahlı milisler tarafından yönetilen ve kendi çıkarlarını ulusal çıkarın üzerine koyan özerk derebeyliklere dönüştü.
İşin aslı ve bunu ömrümün akşamında sonsuz bir hüzünle yazıyorum, çocuğu tutup pis suyu atacağımıza tam tersini yaptık. Çocuğu atıp geride sadece pis suyu bıraktık. Gelecek vaat eden hiçbi şey gelişemedi, çelimsiz kaldı. Endişe verici, sağlıksız olan ve kalıcı olmayacağını umduğumuz her şey ise hiç olmadığı kadar sağlam bir şekilde yerleşti.
Ruslar ile Amerikalılar arasında, İsrailliler ile Filistinliler arasında, Suriyeliler ile Filistinliler arasında, Suriyeliler ile İsrailliler arasında, Iraklılar ve Suriyeliler arasında, İranlılar ve Suudiler arasında, İranlılar ve İsrailliler arasında- çatışma listesi uzundu... Ve her seferinde bu dış çatışma mihrakları dayanabilecekleri bir yerel hizbin yardımını sağlıyor, yerel hizipler de mükemmel bahaneler üreterek, ülkeyi ve onun hassas dengelerini fazla umursamadan kendi piyonlarını ileri sürebilmek için bu dış güçlerden destek almayı ustaca ve meşru bir davranış olarak gösteriyolardı.
Kimi zaman yüce gönüllü davranış bir ustalık, alçaklık ise beceriksizliktir. Bizim sinik dünyamız bunu kabullenemese de Tarih bu yönde örneklerle doludur. Çoğunlukla, değerlerine ihanet eden bir ülke aynı zamanda çıkarlarına da ihanet eder.