"...Parthenon o eski ahşap atasının hizmet ettiği amaca hizmet etmiyordu ki! Bir havaalanı terminali de Parthenon'un hizmet ettiği amaca hizmet etmez. Her biçimin kendi ayrı anlamı vardır. Her insan kendi anlamını, biçimini amacını yaratır. Başkalarının geçmişte ne yaptığı neden bu kadar önemli? Sırf kendinizin değil diye neden kutsal sayılıyor? Neden sizin dışınızdaki herkes haklı oluyor da bir tek siz olamıyorsunuz? Neden başkalarının sayısı, gerçeğin yerini alabiliyor? Gerçek neden yalnızca bir aritmetik meselesi oluyor... onda da yalnızca toplama işlemi? Neden her şey eğilip bükülüp mantık dışına çıkarılarak başka şeylere uydurulmaya çalışılıyor? Bir nedeni olmalı. Bilmiyorum. Hiçbir
zaman bilemedim. Anlamak isterdim."
"Yani sen bana, eğer bir gün mimar olursan, gerçekten böyle
binalar yapacağını mı söylemeye çalışıyorsun?"
"Evet."
“Evladım, kim yaptıracak sana o binaları?"
“Mesele o değil. Mesele beni kim engelleyebilecek?"
Kendi halinde anılar diye bir şey yoktur. Bir anının önemi konusunda varabilmek için, o anının temelinde yatan son amacı yargıya bilmemiz gerekir. Niçin kimi nesneleri anımsadığımız, kimilerini anımsayamadığımız önemli bir noktadır. Anımsadığımız olaylar, anımsanmaları belirli bir ruhsal doğrultunun varlığını sürdürebilmesi açısından önemli olup, buna elverişli nitelik taşıyanlardır; unuttuklarımız da yine unutulmaları aynı amaca hizmet eden olaylardır. Kısaca, bellek de bireyin belirli bir amaca, gereği gibi uyum göstermesine düpedüz katkıda bulunur. Kalıcı bir anı, isterse bir yanılgıdan kaynaklansın ve çocuklukta sık sık görüldüğü gibi tek yanlı bir yargıyı içersin, varılması düşünülen son, amaca yararlı nitelik taşıyorsa, bilinç alanından kaybolup, insanın davranış, duyuş ve görüş biçimine dönüşebilir.