Elveda! Ey gençliğin zengin umudu, niçin öyle hızla koşturuyorsun; kovaladığın şey nasılsa var değil, sen de bir o kadar yoksun! Elveda! Ey eril güç! Niçin ayağını toprağa öyle sert vuruyorsun, bastığın şey bir delüzyon! Elveda, ey muzaffer niyet, hedefe elbet varacaksın, zira eylemi, arkanı dönmeden beraberinde götüremezsin ve sen bunu yapamazsın! Elveda! Ey ormanın güzelliği, sana bakmak istediğimde kuruyup gitmiştin! Yoluna devam et! Ey gelip geçici nehir! Ne yapacağını bilen bir sen varsın; zira sen sadece akıyorsun, asla dolmayan denizde kendini kaybetmek istiyorsun! Yoluna devam et, ey sen, kimselerin, sonunu görmediği için bir komedi diyemediği, bir trajedi de diyemediği hayat oyunu. Yoluna devam et, ey sen, hayata paradan bir nebze daha fazla karşılık vermeyen varoluş oyunu! Neden hiç kimse ölümden geri dönmedi? Çünkü hayat tutsak etmeyi ölümün bildiği kadar iyi bilmiyor, çünkü hayat, ölümün sahip olduğu ikna gücüne sahip değil. Evet, ölüm müthiş bir ikna gücüne sahip, eğer ki insan ona karşı gelmez ve sözü ona bırakırsa, ölüm daha o anda onu ikna eder; böylece insan ölüme itiraz edecek tek bir söz bulamaz ve hayatın belagatine can atmaz. Ah! Ölüm! Sendeki ikna kabiliyeti harikulade ve o zattan başka senin kadar güzel konuşan hiç kimse yok, o zat belagati sayesinde Telodavaτoç* (ölüme ikna eden) namını kazanmıştı, zira senden ikna gücüyle söz ederdi!!