H.Chinaski

Şunu unutmayalım: Özne, yani birey var, var olmakta olan bir bendir ve var olmak bir oluş sürecidir. Dolayısıyla düşünce ve varlığın özdeşliği olarak hakikat, soyut olanın bir yanılsamasıdır. Bilen, her şeyden evvel, var olmakta olan bir insandır. Bir diğer deyişle, düşünmek ile varlık kendiliğinden tek ve aynı şey değildir. Şayet var olmakta olan insan edimsel anlamda kendinin dışında olabilseydi, o zaman hakikat onun açısından sonuçlandırılmış bir şey olabilirdi.
Reklam
Nesnel yolun görüşüne göre, salt öznel bir hakikat tanıtımı cinnetle hakikatin birbirinden ayrılmasını olanaksız kılar. Ama kişi nesnelliği koruyarak cinnetten kaçınır. Halbuki içe dönüklüğün yokluğu da cinnet değil midir?
Yaşamın yolunu hakikatte yürüyen yolcu "Yol nerede?" diye sormaz, bu yolda nasıl yürüyeceğini sorar.
Hakikat, bir ifadeler toplamı değildir ; bir tanım, bir kavram dizgesi değil, bir yaşamdır. Hayır, en asli karakterinde hakikat, senin, benim, onun içindeki ikilemesidir. Senin yaşamın, benim yaşamın ve onun yaşamı, içerdiği gayretle hakikati dışa vurur. Tıpkı hakikatin Mesih'te bir yaşam oluşu gibi, bizim durumumuzda da hakikat yaşanmalıdır.
"Şayet benim yaşamım senin gözlerini hakikatin ne olduğuna açamıyorsa, ben ne söyleyebilirim ki? Zira hakikat benim."
Reklam