Kendimi öldürmeyi kafama koymuştum. Dut ağaçlarıyla dolu bir bahçeye vardım. İpi bir ağaca doğru fırlattım ama tutturamadım. Bir kere iki kere denedim ama başaramadım. Ardından ağaca çıktım ve ipi sımsıkı düğümledim. Sonra elimin altında yumuşak bir şeyler hissettim dutlar! Lezzetli, tatlı dutlar. Birini yedim taze ve suluydu. Ardından bir ikincisini ve üçüncüsünü… Birdenbire güneşin dağların ardından yükseldiğinin farkına vardım. Ama ne güneş! Ne manzara! Birdenbire okula giden çocukların seslerini duydum. Bana bakmak için durdular. Ağacı sallamamı istediler. Dutlar dallarından yere döküldü. Çocuklar yerken kendimi çok mutlu hissettim. Eve götürmek için biraz dut topladım. Karım hala uyuyordu. Uyandığı zaman o da dutlardan yedi. Çok hoşuma gitti. Kendimi öldürmek için evden ayrılmıştım. Dutlarla geri geldim. Bir dut hayatımı kurtardı. Sadece bir dut..
Bütün umudunuzu mu kaybettiniz? Sabah uyandığınızda gökyüzüne baktınız mı hiç? Şafakta güneşin doğuşunu görmek istemez misiniz? Yıldızları görmeyi istemiyor musunuz? Dolunaylı geceyi, yeniden görmek istemez misiniz? Kirazların tadından vaz mı geçmek istiyorsunuz?”
Memleketim benim
Devası olmayan derttesin
Memleketim benim
Sözsüz, müziksiz ve sessizsin
Memleketim benim
Senin yolunu tutan kimse var mı?
Memleketim benim
Kim sana cefa gösterdi?
Memleketim benim
Gülüşlerini kim çaldı?
Memleketim benim
Beklemekteki göz gibisin
Memleketim benim
Dağlanmış bir yürek gibisin
Memleketim benim
Tozla kaplı bir çöl gibisin
Memleketim benim
Cefadan yorgun, yaralısın
Memleketim benim
Devası olmayan derttesin