Ne zaman gülse binlerce güvercin havalandı yüreğimde. Onu, sevecenliğini, içtenliğini, rahatlığını, ellerini, saçlarını ve en çok gülüşünü sevdim sonra. Ve korktum yitirmekten...
Sevilmeden alışılmış bir kenti bırakıp gelmekle alışılmamış bir kenti sevmek arasındaki güçlüğü sokaklara döküp çiğnemek mi istiyor? Evde kalmak sığınmaktır belki bir şeylere. Toz bezlerine, su dolu kovalara, soğan doğramalara, ışıksız pencere önlerine, bezelyeleri kabuklarından kurtarmaya... O alışılmış kentin çatıları ışıkla yıkanırken, ya da kendisi öyle sanırken -kesin olan erikler, bademler çiçekte ve leylaklar açmışken- bırakamam sanıyordu. Bıraktı geldi. Hiç yaşanmamış gibi şimdi geçmiş. Kalan ne? Bir tren düdüğü, camları kirli bir mutfak penceresi ve belki yüreğinin bir yanı. Ya da bir yürek eskisi, neden olmasın?