Kaç gün oldu bilmiyorum, günler birbirinin aynısı. Bütün günlerin tek bir rengi var, hepsi sarı; kurumuş kızgın kum gibi ne bir gölge, ne bir damla su, ucu bucağı görünmeyen sarı kum üzerindeyim... Ben onsuz yapamazken o, Antik Ev'de esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolduğu günden beri...
Cennette iki seçenek sunuldu; ya tutsak bir mutluluk ya da mutsuz bir özgürlük; üçüncü bir seçenek yoktu. Ahmaklar özgürlüğü seçtiler ama asırlar boyunca o prangalara bile özlem duydular. Anlıyor musunuz, o prangalara bile! İşte dünya ağrısı dedikleri budur. Asırlar boyunca! Mutluluğu geri getirmeyi yalnızca biz akıl edebildik... Hayır, devamını dinleyin! Bizler o Antik Tanrı ile aynı masada oturuyoruz. Evet! Yıkıcı özgürlüğü tatmaları için insanları yoldan çıkaran o zehirli yılana, şeytana karşı nihai zafer kazanması için Tanrı'ya yardım ettik. O zehirli yılanın başını kendi ayaklarımızla ezdik! Ve cennet için yeniden hazırdık, yeniden Adem ve Havva kadar masum ve zararsızdık. İyilik ve kötülüğe dair kafa karıştırıcı hiçbir şey yok, her şey çocukların anlayabileceği kadar basit. Velinimet, makine, küp, gaz fanusu, koruyucular... bunların hepsi iyi hepsi yüce, mükemmel, asil ve kristal kadar berrak. Çünkü onlar sayesinde tutsak yani mutluyuz. Eskiler olsaydı bunların etik olup olmadığına kafa yorup, tüm bunları sorgular, tartışırlardı... Evet bu kadar yeter, işte o cennet şiiri, nasıl ama?