Aedion " Adamların etrafında bir bir öldükçe, kadınlarının geri dönülmez bir şekilde incindiğini gördüğünde, şehrinin sokaklarında yığınla yetimin açlıktan ölüşünü izlediğinde bana masum hayatlara dokunmamaktan bahsedebilirsin.
O zamana dek, yüzbaşı, hâlâ bir oğlan olduğundan ve hâlâ korktuğundan tarafını seçemediğin gerçeği bâki kalacak. Korktuğun da masum hayatların kaybedilmesi değil tutunduğun hayal her neyse onu kaybetmek. Prensin tarafını seçti, kraliçem de. Fakat sen seçmedin. Bu da en nihayetinde sana pahalıya mâl olacak."
“Onu hâlâ seviyor musun?” Dorian buna neden aldırış ettiğini, bunun neden önemli olduğunu bilmiyordu.
Chaol bir an için gözlerini yumdu. “Bir yanım onu hep sevecek. Fakat onu bu şatodan çıkarmam gerekiyordu. Çünkü tehlikeliydi ve o …onun dönüştüğü şey…”
Dorian sessizce “Olduğundan ve hep olabileceğinden farklı bir şeye dönüşmüyordu o,” dedi. “Nihayet her şeyi gördün ve onun o diğer yanını gördüğünde…” Bunun ne anlama geldiğini ancak, Sorscha’dan sonra anlayabilmişti. “Bir yanını sevip bir başka yanını sevmezlik edemezsin.” Dorian Chaol'a acıdığını fark etti. Arkadaşı için, Chaol'un son birkaç ayda farkına vardığı her şey için üzülüyordu. "Benim de hangi yanlarımı kabul edip etmeyeceğini seçemeyeceğin gibi."
Yüzbaşı ne düşünürse düşünsün Aelin, Wendlyn'den dönecekti. Dönecekti ve döndüğünde... Aedion her nefesinde daireye sinen kokunun yüreğini ve ruhunu daha da sıkıca kavradığını hissediyordu. Aelin geri döndüğünde Aedion onu bir daha asla bırakmayacaktı.