Habibe

Habibe
@Thehabibe
Sessiz Kafesin Derin Yankısı: Denizin Tuzu Nereden Geliyor?
7/10
·142 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 01:01
​Brigitte Schwaiger’in bu incecik ama devasa bir psikolojik yük taşıyan romanı, okuduğum sarsıcı ve "gerçek" metinlerden biri oldu. Kitabı bitirdiğimden beri zihnimde bitmek bilmeyen sorular dönüp duruyor. Schwaiger, süslü edebiyat oyunlarına veya büyük trajedilere sığınmadan, o kadar sade bir dil kullanmış ki; insanı her sayfada durup düşünmeye, kendi hayatındaki görünmez duvarlarla yüzleşmeye zorluyor. ​Kitabın beni en derinden sarsan ve doğruluğuna hiç şaşırmadığım yanı, anlattığı her şeyin çıplak birer gerçek olmasıydı. ​Roman, bir kadının hayatı boyunca kendi iradesini eline almasına nasıl izin verilmediğini evrensel bir dille yüzümüze çarpıyor. Kadın, çocukluğundan itibaren hep bir başkasının beklentilerine göre şekillendirilmek zorunda bırakılıyor. Önce babanın kuralları, otoritesi ve sınırları içinde büyüyor; ardından bir özgürleşme umuduyla adım attığı evlilikte bu kez kocanın iradesine, onun isteklerine ve sosyal statüsüne teslim oluyor. Kadın hiçbir zaman sadece "kendisi" olamıyor; hep bir erkeğin gölgesinde, hep ikinci planda kalıyor. Avusturya burjuvazisinin göbeğinde de geçse, bu ataerkil kısır döngünün dili ve baskısı dünyanın her yerinde aynı. ​ ​Kitap boyunca anlatıcının iç dünyasındaki o bitmek bilmeyen sorgulamalarda kendimi buldum. Yazarımız benden 50 yıl önce aynı gün de doğmuş bu da tatlı bir tesadüf herhalde :) Kendi hayatında da çok düşünen, sürekli sorular soran ama o aradığı cevaplara bir türlü ulaşamayan biriyim. Bu durumun bir insana nasıl büyük bir eziyet çektirdiğini, insan ruhunu nasıl yavaş yavaş kemirdiğini o kadar iyi biliyorum ki... Zihindeki o seslerin hiç susmaması, anlam arayışının sürekli duvara çarpması insanı tarifi imkansız bir zihinsel yorgunluğa sürüükliyor. ​Schwaiger, insanın bu içsel sıkışmışlığını ve yalnızlığını o kadar
Denizin Tuzu Nereden GeliyorBrigitte Schwaiger · Sungur Yayınları · 198431 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·181 syf.··
2026 6. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 23:22
Büyük bir merakla, insan zihninin gizemli dehlizlerine ve bilinçaltının derin detaylarına ineceğimi düşünerek açtığım bu kitap, ne yazık ki büyük bir hayal kırıklığına dönüştü. Eğer siz de benim gibi "Bilinçaltı" yazısını görüp teorik, derinlemesine bir psikoloji çalışması veya insan zihnine dair somut analizler okuyacağınızı düşünüyorsanız, baştan uyarayım: Yanılıyorsunuz. ​ ​Karşımızdaki yapıt aslında Freud’un psikanalizi hangi aşamalardan geçerek kurduğunu, tıp dünyasına ve dönemin muhafazakar akademik çevrelerine karşı verdiği kişisel mücadeleleri anlattığı bir "Özyaşamöyküsü" (Otobiyografi) metnidir. Yani teorik bir psikanaliz kitabından ziyade, bir insanın kendi hayat kronolojisini ve anılarını okuyorsunuz. ​Freud bir edebiyatçı değil, 19. yüzyıl sonunun akademik disipliniyle yetişmiş bir tıp doktorudur. Dolayısıyla kalemi oldukça ağır, zor akan, mesafeli ve okuyucuyu içine çekmeyen bir yapıda. Bu ağdalı dil, akıcı olmayan bir çeviriyle birleştiğinde okuma süreci adeta bir işkenceye dönüşebiliyor. Kitabı yarım bırakmama sebebim şimdiye kadar hiç bir kitabı yarım bırakmadığım için. Bu sebeple her kitabın içinden size hitap eden bir kısım bulabiliyorsunuz. Bende kitapta geçen "Nevrasteni" (Sinir Zafiyeti) kavramı üzerinde durdum, ne yazık ki kitap bu konuda da hiçbir derinlemesine ve detaylı açıklama sunmuyor. Sadece ismen geçiştirilen bu kavramı, kitaptan umudu kesip kendi kişisel araştırmalarımla ve ailemden kalan bir kulak aşinalığıyla kendim öğrenmek zorunda kaldım. Zihni sürekli dolu ve meşgul tutarak aşırı yormanın getirdiği o zihinsel tükenmişlik halini keşfedip kendimle bağdaştırmam tamamen kendi çabamın bir sonucudur; kitabın okuyucuya bu anlamda bir katkısı ne yazık ki bulunmuyor. ​ ​Son olarak kitap boyunca ruhsal nevrozların neredeyse tamamen
Psikoloji
BilinçaltıSigmund Freud · Dorlion Yayınevi · 20182,710 okunma
Kırmızı ve Siyah
Puan vermedi·624 syf.··
2026 5. kitabı
Stendhal, bu devasa eserinde bizi Julien Sorel’in hırsları, çelişkileri ve nihayetinde trajik sonuyla baş başa bırakıyor. Kitabı bitirdiğimde zihnimde yankılanan en güçlü duygu, bireyin toplumun ikiyüzlü kuralları arasında kendine bir yer açmaya çalışırken kendi özüne ne kadar yabancılaşabileceği oldu. ​ ​Kitabın ismindeki o keskin ayrım (Kırmızı ve Siyah), Julien’in önündeki iki yolu temsil ediyor: Ordunun ihtişamı ve Kilise’nin disiplini. Ancak Julien için bu yollar birer ideal değil, sadece tırmanılması gereken merdivenlerin basamakları. Stendhal, taşradan gelip Paris’in aristokrat salonlarına sızan bu genç adam üzerinden, dönemin Fransız toplumuna ve "Sınıf Atlama" arzusunun yıkıcılığına dair muazzam bir eleştiri sunuyor. ​ ​Julien, klasik bir kahraman değil; o, gururuyla nefretini, zekasıyla kibrini harmanlamış bir karakter. Onun Bayan de Rênal’e olan saf ama çatışmalı aşkı ile Mathilde de la Mole’a karşı hissettiği, adeta bir güç savaşına dönen tutkusu arasındaki fark, kitabın psikolojik derinliğini zirveye taşıyor. ​Kitabın en sarsıcı noktası, kuşkusuz Julien’in sonu. Toplumun sahte değerlerini reddettiği o mahkeme sahnesi, aslında onun gerçek özgürlüğüne kavuştuğu andır. Julien Sorel, giyotinin soğuk nefesinde hayatına veda ederken, aslında kime ve neye yenildiğini bizlere sorgulatıyor: Kendi hırslarına mı, yoksa içine girmeye çalıştığı o kof aristokrasiye mi? ​ ​Sonuç olarak; Kırmızı ve Siyah, sadece 19. yüzyıl Fransası'nı değil, insanın her dönemde değişmeyen o "görünme" ve "var olma" savaşını anlatan zamansız bir başyapıt. Eğer realist edebiyatın psikolojik tahlillerle nasıl devleştiğini görmek istiyorsanız, Julien Sorel'in bu hüzünlü ve öfkeli yolculuğuna mutlaka eşlik etmelisiniz. Son olarak sevgili Julien hayat sen planlar yaparken, başına gelenler
Kitap Alıntısı
Kırmızı ve SiyahStendhal · Kırmızı Kedi Yayınevi · 202212,7bin okunma