Prenses R. Arada sırada ortaya çı-
kardı. Prenses'in, iyi eğitim görmüş, terbiyeli, fakat biraz
aptal bir kocası vardı ve hiç çocukları olmamıştı. Bu kadin birden aklına eser yurtdışına gider, aniden Rusya'ya
geri dönerdi, yani tuhaf bir yaşam sürerdi. Adı hafifmeşrep kadına çıkmıştı, her çeşit zevke kendini kaptırırdı, yığılana kadar dans eder, kahkahalar atar ve yemekten önce
yarı karanlık oturma odasında kabul ettiği delikanlılarla
şakalaşırdı ama geceleri ağlar ve dua ederdi, hiçbir yerde
huzur bulamamıştı ve kederli kederli ellerini ovuşturarak
sabahlara kadar odada dolaşıp durur ya da solgun ve soğuuk bir halde dua kitabının başında otururdu. Sabah olur
ve tekrar bir sosyete kadını haline dönüşürdü, yine sokağa
çıkar, güler, şımarıklık eder ve kendisini eğlendirebilecek
en ufak şeye bile balıklama dalardı.
Düşüncelerinin nerelerde gezindi-
ğini Tanrı bilirdi, ancak yalnızca geçmişte gezinmedikleri
belliydi: Yüzünün ifadesi, insanın sadece anılarla meşgul
olduğu bir andakinden daha karışık ve asıktı.
"Sizinle galiba mutluluk hakkında konuşuyorduk.
Size kendimden söz ediyordum. Gene 'mutluluk' sözünü andım. Söyleyin, örneğin müzikten, güzel bir akşamdan, sevimli insanlarla konuşmaktan keyif duyduğumuz
zamanlarda bile neden bunların hepsi gerçek mutluluktan, yani sahip olduğumuz mutluluktan ziyade bir tür
ölçüsüz, bir yerlerde var olan bir mutluluk üzerine ima
olarak görünür bize? Neden? Yoksa siz buna benzer bir
şey hissetmiyor musunuz?"
"Bizim olmadığımız yer iyidir' atasözünü bilirsiniz," diye karşı çıktı Bazarov.
"Başka ne yapabilirdim ki? Dolandırıcı bu herifler."
Juan Tomas ağır ağır salladı başını. Ağabeydi o. Kino
ondan öğüt bekliyordu. "Anlamak güç," dedi. "Ta beşikten mezara dolandırıldığımızı biliyoruz. Yine de yaşamayı sürdürüyoruz. Sen yalnızca inci alıcılarına meydan
okumadın, bütün bir yapıya, bütün yaşam biçimine meydan okudun. Senin adına korkuyorum."
Kino, içindeki öfkeyle kinin eridiğini, yerini korkuya
bıraktığını duydu. Kendisi kesinlikle bilmiyordu ama bu
doktor belki de biliyordu işin aslını. Ve kendi kesin bilgisizliğini bu adamın belki de işe yarayacak bilgisiyle aynı
kefeye koymayı göze alamazdı. Halkının her zaman düştüğü tuzağa o da düşmüştü, demin kendi ağzıyla söylediği gibi kitapta yazılı oldukları söylenenlerin kitaplarda
gerçekten olup olmadığını anlayana kadar da düşeceklerdi bu tür tuzaklara.