Bütün renkler hızla kirleniyordu, birinciliği "beyaz"a verdiler. (Özdemir Asaf)
Her insanın çocukluk masumiyetine sığındığı, keşke büyümeseydik, çocuk masumiyetimizi kaybetmeseydik, dediği zamanlar olur. Çocukken o kadar sabırsız oluruz ki bir an önce büyümek isteriz. Sanki büyüyünce madalya takıyorlarmış gibi.
Bülbülü Öldürmek, altı yedi yaşındaki bir kız çocuğun gözünden 1920'lerin Amerika'sının küçük bir kasabasını anlatıyor.
Özellikle Zenci olarak üstüne basa basa nitelendirilen siyahi insanların maruz kaldığı Irkçılık, haksızlık, önyargı, adaletsizlik gibi kavramlar en ince ayrıntısına kadar dile getiriliyor.
Bülbül aslında burada bir imge, metofor, sembol. Bülbülü Öldürmek günahtır diyor yazar, çünkü bülbülün doğuştan bir yeteneği var , diğer kuşlarda olmayan kendine özgü bir yetenek. Nasıl ki sarı bir çiçeği mor çiçekler renginden dolayı dışlamıyorsa , bülbülü eşsiz sesinden dolayı diğer kuşlar garipsemiyorsa, bir insanı da rengi, dili, ırkı ne olursa olsun ötekileştirmemek gerektiği sembolize ediliyor.
Irkçılık bir ideoloji değil genetik bir hastalıktır, ibaresi her ülkenin girişine asılmalı,anlamayanlara ise yaptırım uygulanmalı.
Yüz yıl geçse de ırkçılık adı altında insanların ötekileştirilmesi, hiçe sayılması, din kisvesi altında insanların dini yönden sömürülmesi günümüzde de en rant sağlanan durumlar malesef. Güç kimin elindeyse adaleti de o belirliyor.
Bülbülü Öldürmek'i okurken daha önce okuduğum ve izlediğim hem tarz hem de konu ve konunun ele alınışı bakımından benzerlik gördüğüm birkaç eser zihnimde canlandı. Mesela Stefan King'in Yeşil Yol adlı eseri, kitap zaten çok iyiydi de film, izleyenler bilir, muazzam. Yine bir siyahi, yine bir iftira, yine sonunda masumiyetin ölümü. Ayrıca John Stenbeick'in Fareler ve İnsanlar'ı da ambians olarak benzer bir