Bazen (benimle tanışacak kadar talihli olduklarında), kedi olsalardı hayatlarının ne kadar güzel ve kolay olacağını söylediklerini duyarım. Gerçekten de güzel ve kolay bir hayat sürdürmek istiyorlarsa, hayatlarını güzel ve kolay kılmak zaten kendi ellerinde.
Onları alıkoyan hiçbir şey yok. Her zaman yaptıkları gibi şikâyet edip durmaları konusunda kimse onları zorlamıyor. Altından kalkabileceklerinden daha fazla işle meşgul olup sonra da başlarını kaşımaya vakit bulamamaktan yakınmaları tamamen kendi seçimleri. Kızgın bir ateş yakan kişinin sıcaktan şikâyet etmeye hiç hakkı yoktur.
Ne yapacaktım peki? Ne yapacağımı düşünürken keşfettim ki, eğer akla bir şey gelmiyorsa, gönül rahatlığına giden en kısa yol korkulan şeyin başa gelmeyeceğine hükmetmek. Aslında herkes, katlanılması mümkün olmayan şeylerin asla gerçekleşmeyeceğini varsaymayı seçer.
Bu eve ilk geldiğimde, bu sepetin orada neden asılı olduğunu pek anlayamamıştım ama sonradan kediler içindeki yiyeceklere ulaşamasınlar diye mahsus öyle yerleştirildiğini öğrenince, insanoğlunun kalbinin ve aklının ne kadar bayağı olduğunu, ne olağanüstü bir gaddarlık barındırdığını bir kez daha fark ettim.
Atasözünde de dendiği gibi, “Zengin adamın oğlu yüksek binanın kenarına oturmaz.” Ben de felakete uğrama tehlikesine maruz kalmak için fazla değerliyim.