Siz bir türlü başlayamadığınızı zannediyorsunuz, çünkü muhtemelen (olumsuz) duygularınıza odaklanıyor, elinizdeki işin bütününü göz önüne alıp "başlamak" yerine "bitirmek" üzerine kafa yoruyorsunuz. Oysa çözüm, işin başlayabileceğiniz bir yerini bulmakta yatıyor.
Önünüzde duran işi basitleştirebildiğiniz kadar basitleştirin ve bir de mümkün olduğunca somut hale getirin.
Uzun vadeli ödüller, bilhassa epey uzak bir vadede elde edeceklerimiz, boyut olarak bize küçük görünürler. Çok uzaktan çekilmiş fotoğrafına baktığımız bir dağın gerçekte de aynen böyle küçük olduğunu sanmamıza benzer bu.
... Bu okur, dedelerinin Polonya'daki köyüne gittiğinde, bir kasap vitrininde asılı bir yazı görmüş. Bu yazı, elindeki işi yarına bırakma isteğini çağrıştırmış ona. Yazının tercüme edilmiş hali şuymuş: "Bugün aldıklarınızın parasını ödeyeceksiniz, ama yarın tüm ürünlerimiz bedava." Ertesi gün bedava ürünlerden faydalanmak üzere dükkana gelen müşterilerine kasap şöyle dermiş: "Bakın ne yazıyor orada? Yarın tüm ürünlerimiz bedava, ama bugün değil, yarın. Bugün satın alacaklarınızın parasını ödeyeceksiniz." Anekdotu aktaran okurumun da belirttiği gibi, savsaklama davranışı da işte tam olarak böyle bir şeydir. Sonra yapayım diye işinizi ertelediğiniz o yarın, daima bir gün ötededir; hiçbir zaman bugün haline gelmez.
Mutluluk, insanın önüne koyduğu hedefler uğruna verdiği çabada yatar. Özel olarak şu veya bu başarıyı elde etmemiz gerekmiyor; bütün mesele, hayatta bize anlamlı gelen bir şeyin peşinden gitmeye, onun için uğraş vermeye kendimizi adamamız.