Dünya çok büyük ve çok fazla hissettiriyordu. Kendimi kapalı bodrumun karanlığını özlerken buldum. Dünyanın en kötü yeri olmasına rağmen, kapalı olmak bana tuhaf bir güven hissi veriyordu. Tek bir girişi ve tek bir çıkışı vardı. Kimse habersizce yanıma yaklaşamazdı…
Yumuşak, sıcak bir yatakta yatmayı reddedip karanlıkta, soğuk ve sert bodrum zemininde uyumayı seçmiştin. Çünkü on bir yıldır bildiğin tek şey buydu. Bir şekilde, her ne kadar berbat bir şekilde de olsa, burada, bu karanlık ve rutubetli bodrumumuzda olmak sana rahat hissettirmişti.
Bundan daha kötüsü olamazdı.
Ortadan kaybolduğun süre boyunca hırpalandığını ikimiz de biliyorduk tabii ki. Bu zaten söylenmesine gerek olmayan bir şeydi. Ama bilmekle görmek aynı şey değildi. Sürekli birinin sana ansızın vuracağından korktuğunu düşünmek içini acıtmıştı.
Merdivenlerin tepesine ulaştım. Bunu o kadar çok kez yapmıştım ki ne yaptığımı çok iyi biliyordum. Görmeme gerek yoktu. Basamakları saydım. On iki tane vardı. Ahşaptılar, yüzeyleri o kadar pürüzlüydü ki bazen sadece yürürken bile ayaklarıma kıymık batıyordu. Kıymıkları hiç görmemiştim ama acısını hissediyordum. Orada olduklarını biliyordum. Eskiden ellerime ve ayaklarıma batan kıymıkları annem cımbızla çekerdi. Ama şimdi bu kıymıkların derimde sonsuza dek benimle yaşadığını düşünüyordum ve kendi kendilerine düşüp düşmediklerini ya da oldukları yerde kalıp beni yavaş yavaş bir kirpiye dönüştürüp dönüştürmediklerini merak ediyordum.