Dünya zamanının kumları İsa nebiden sonra altıncı asrın son çeyreğinde elenmeye hazırlanıyor... Dünya mekânının coğrafyasında henüz üç kıta, üç kıtada cemad, nebat ve hayvanlar hüküm sürüyor. Zikretmeye değecekse bir de hayvandan farksız hâle gelmiş insanlar. Ne dostum İbrahim'den bir ıtır, ne Musa'dan bir ses, ne İsa'dan bir nefes!.. Onca elçi, onca güzel çağlardan sonra sıfıra dönen insanlık ve hafakanları bastıran hafakanlar... Her şey nasıl da kaybolup gitmiş ve her şey nasıl da bir yenileyiciye muhtaç! O yenileyici ki bütün zamanları alt alta yazıp toplayacak ve sonra yekûnundan bir hayat kuracak... O yenileyici ki bütün yenilenenlerin üzerinde bir "mutlak yeni" inşa edecek...
Öğlen annem aradı da kalktım yerimden. "Bize gel" dedi. Depresyonumu da alıp çıktım evden. Beni görür görmez "N'oldu?" dedi, "Yok bi'şey" dedim. "Bi'şey var" dedi. Her şey var anne. Uykum var, ağrım var, sızım var, kalbim var, hayal kırıklığım, özlemim var, ağlayasım var, açıp camları bağırasım var, üstümü başımı paralayasım, duvarları yumruklayasım, önüme gelene tekme tokat girişesim var. Ama...
"Bir çiçeği dibinde ona hava aldıracak deliği olmayan saksıya diktiğin zaman ister dünyanın en nadide çiçeği ister en dirayetli çiçeği olsun, soluyor. Benim insana hava aldırabilecek bir aralığım yok. Hiçbir şey tutmuyor toprağımda."