Onur Köksal

Onur Köksal
@TimeTraveller_
Muhasebe
Üniversite Lisans
İstanbul
İstanbul, 1 Eylül
64 okur puanı
Temmuz 2019 tarihinde katıldı
* İslam çalışmaları profesörü M. A. Draz, 7. Asırda yaşamış olan ediplerin Kur’an’ın karşısında nasıl aciz kaldıklarını şöyle ifade ediyor: “Dilin, saflığın ve ifade gücünün zirvesine ulaştığı ve şeref nişanlarının ve unvanların şairlere her sene düzenlenen şenliklerle takdim edildiği, Arap belâgatının altın çağında, Kur’an kelâmı bütün şiir veya nesir coşkusunu ezip geçerek Kabe’nin duvarlarında asılı bulunan Muallakat-ı Seba’nın [Yedi Askı] (Muallakat, Cahiliye döneminde her biri müellifin en güzel parçası olarak kabul edilen, yedi veya on şaire ait kasidelerden meydana gelen şiir koleksiyonuna verilen addır. -Armutlu, S. Sözel Kültür ve Sözel İletişim Bağlamında Yazısız Şiirde Somut Anlatım Biçimi: Muallaka Örneği, İstanbul Üniversitesi Şarkiyat Mecmuası, S: 2, s. 2, İst. 2009. Sayfa: 2) kaldırılmasına sebep oldu. Bütün insanlar Arap dilinin bu müthiş ifade biçimine hayranlıkla kulak kesildiler.” (Draz, M. A. -2000- Introduction to the Qur’an. London: I. B. Tauris, s. 90.)
Sayfa 321·Kitabı okudu
Reklam
* Kur’an çalışmaları profesörü Angelika Neuwirth, Kur’an’a, gelmiş geçmiş hiçbir kişi tarafından başarılı bir şekilde meydan okunamadığını ifade ediyor: “… hiç kimse başaramadı, evet, doğru… Hatta Kur’an’ın kayda değer yazılı bir metnin bulunmadığı bir çevrede, Kur’an gibi zengin bir muhteva ve mükemmel bir ifade tarzına sahip bir kitabın birdenbire ortaya çıkışını izah edemeyen Batılı araştırmacıları, bu hususta şaşkınlık içinde bıraktığını da düşünüyorum.”
Sayfa 320·Kitabı okudu
* Bilim, aklın tabii dünyaya tatbik edilmesidir. Dünyanın nasıl işlediğini anlamaya çalışır. Kur’an-ı Kerîm de tabii unsurlara işaret eder ve kaçınılmaz olarak bilimsel sonuçlar ile doğrudan çatışmalar söz konusu olur. Bir çatışma ortaya çıktığında paniklemeye veya bilimle mutabık olmayan ayeti reddetmeye gerek yok; ve bu durumu kullanarak kimse Kur’an’ın yanlış olduğunu iddia edemez. Böyle bir iddiada bulunmak, bilimsel sonuçların mutlak olarak doğru olduğunu ve hiçbir zaman değişmeyeceğini varsaymak olacaktır; bu da açıkça yanlıştır. Tarih bize gösteriyor ki bilim, vardığı sonuçları sürekli gözden geçirerek düzeltir veya değiştirir. Buna inanmak kimseyi bilim karşıtı yapmaz. Eğer bilim insanları kendilerinden önce gelenlerin vardıkları sonuçlara meydan okuma imkanına sahip olamasalardı, bir düşünün, ne kadar bilimsel gelişme kat ederdik? Hiçbir gelişme kat edemezdik. Bilim hiçbir zaman ebedî hakikatlerin bir derlemesi değildir ve böyle bir gayesi de hiç olmamıştır.
Sayfa 294·Kitabı okudu
* Kötülük ve ıstırap ‘problemi’, inanan insanlar için bir problem değildir, çünkü kötülük ve ıstıraplar, Tanrı’nın eşsiz hikmetinin, kemâliyetinin ve iyiliğinin bir aracı olarak görülürler. İslam’daki manevi öğretiler, insanda bir umut, sabır ve sükûnet haline vesile olur. Ateizmin mantığı ise insanı umutsuz bir hale sokar ve kötülük ve ıstırabın varlığına dair hiçbir cevap sunmaz. Bu bilgisizliğin başlıca sebebi, tıpkı bana dedemin viskisinden içmeyi yasakladıklarında aileme karşı kin beslememdeki gibi, ateistlerin farklı perspektiflerden bakmasına mâni olan benmerkezciliktir.
Sayfa 330·Kitabı okudu
* Temel anlamda, ateistler, Dünya’daki varlığımızı yanlış anlamlandırıyorlar. Dünyanın, bizim erdemli olduğumuzu ortaya çıkarabilmesi için sıkıntı ve güçlüklerle dolu bir mücadele sahası olması gerekir. Mesela, sabrımızı zorlayan şeyler olmadıkça nasıl sabredebiliriz? Eğer karşımıza hiçbir tehlike çıkmıyorsa nasıl cesaret gösterebiliriz? Eğer hiç kimsenin merhamete ihtiyacı yoksa, nasıl merhametli olacağız? Hayatın bir imtihan olması bütün bu soruları cevaplıyor. Ahlâkî ve manevî gelişimimizi sağlamak için bu zorluklara/imtihanlara ihtiyacımız var. Buraya eğlenmeye gelmedik; hoşça vakit geçirmek cennetin gayesi, dünyanın değil. Öyleyse hayat neden bir imtihandır? Tanrı kâmil manada iyi olduğuna [ve herkes için en iyi olanı istediğine] göre, her birimizden O’na inanmamızı ve, bunun neticesinde, cennette ebedî saadete erişmemizi istiyor. Her birimizin inanç sahibi olmasını istediğini, inançsızlığımıza razı olmadığını Kur’an’da şöyle ifade ediyor: “Bununla beraber O, kullarının küfrüne razı olmaz.” (Kur’an, 39:7) Bu ayet açıkça gösteriyor ki Tanrı, kimsenin cehenneme gitmesini istemiyor. Ne var ki eğer herkesi cennete gönderecek olsaydı, büyük bir adalet ihlali meydana gelirdi; Hz. Musa ve Firavun’a, Hitler ve Hz. İsa’ya aynı şekilde muamelede bulunmuş olurdu. Cennete giren insanların, cenneti hak ederek girmelerini sağlayacak bir mekanizmaya ihtiyaç vardır. Bu da hayatın neden bir imtihan olduğunu açıklamış oluyor. Hayat, aramızdan kimlerin ebedî saadeti hak ettiğini göstermeye yarayan bir mekanizma. Hal böyle olunca da hayat, bizim davranışlarımızı imtihana tabi tutmak için zorluklarla, engebelerle doludur.
Sayfa 263·Kitabı okudu
Reklam