* Belki de, Hz. Peygamber’den ilham ile meydana gelen medeniyetin büyüklüğü hakkında söylenen en kuvvetli ifadelerden biri, HP’nin [Hewlett-Packard / bir teknoloji şirketi] eski yönetim kurulu başkanı, Carly Fioarina’dan gelmiştir:
“Bir zamanlar bir medeniyet vardı ki, dünyanın en büyüğüydü. Kendisine bağlı bulunan birçok devlet ile bir okyanustan diğer okyanusa, kuzey iklimlerinden tropik iklimlere ve çöllere kadar uzanan bir nizam ortaya koymuştu. Hakimiyeti altında, farklı ırklardan ve inançlardan yüzbinlerce, milyonlarca insan yaşıyordu. Kullandıkları dillerden biri, dünyanın büyük bir bölümü için müşterek bir dil haline gelerek yüzlerce farklı toprak parçasında yaşayan insanların arasında köprü vazifesi görüyordu. Ordularında farklı milletlerden insanlar vardı ve askerî muhafazası, tarihte eşi benzeri görülmemiş bir huzur ve refah seviyesi sağlıyordu…
… Ve bu medeniyetin en büyük müteharriki, icatlar ve keşifler idi. Mimarları, yer çekimine meydan okuyan binalar inşa ettiler. Matematikçileri, bilgisayarların yapımını ve şifrelemeyi mümkün kılan cebir ve algoritmayı oluşturdular. Tabipleri insan bedenini incelediler ve hastalıklar için yeni tedavi yöntemleri buldular. Gök bilimcileri semaya bakarak yıldızları isimlendirdiler, uzay yolculuğunun ve keşfinin yolunu açtılar. Edebiyatçıları, cesareti, aşkı ve büyülü hikayeleri yazdılar.
… Diğer milletler fikirlerden, düşünceden korkuyorken, bu medeniyet onları geliştirdi, zenginleştirdi ve hayatta tuttu. Sansürler, kadim medeniyetlerin bilgi birikimini silip atarken, bu medeniyet, bilgi birikimini canlı tuttu ve diğerlerine aktardı. Modern Batı uygarlığı bu özelliklerin birçoğunu taşırken, benim bahsettiğim medeniyet, 800 ile 1600 seneleri arasında, Bağdat, Şam, Kahire saltanatları ve Osmanlı Devleti ile birlikte