* Kâinatta gözlemlediğimiz intizam ve semavî ahenk, sadece sıradan bir düşünürün zihninde hayret uyandırmakla kalmıyor, aynı zamanda büyü zekâları da büyülüyor. Albert Einstein bir defasında şöyle bir ifadede bulunuyor:
“Ben bir ateist değilim ve kendimi bir panteist (tümtanrıcı) olarak da görmüyorum. Bizler, farklı dillerde kitaplarla dolu büyük bir kütüphaneye giren küçük bir çocuk konumundayız. Çocuk biliyor ki bu kitapları mutlaka birileri yazmıştır. Fakat nasıl olduğunu bilmiyor. Kitapların yazılmış olduğu dilleri anlamıyor. Kitapların yerleştirilmesinde gizemli bir nizam olduğunu düşünüyor fakat ne olduğunu anlayamıyor. Bu, bana kalırsa, Tanrı karşısında en zeki insanın tavrına denktir. Kâinatın hayret verici bir şekilde tanzim edildiğini ve belirli kanunlara tabi olduğunu görüyoruz, fakat bu kanunları çok az anlayabiliyoruz. Bizim sınırlı zihinlerimiz [ancak] takımyıldızlarını hareket ettiren o gizemli kuvveti idrak edebiliyor” (Jammer, M. -1999- Einstein and Religion. Princeton, NJ: Princeton University Press, s. 150.)
Sözünü sakınmayan ateistlerden Richard Dawkins de kâinatın nizamı üzerine yorumlarda bulunuyor ve kâinatın tasarlanmış olduğunu reddedip kendi natüralist izahını ortaya atıyor olsa da, kâinatın, Einstein gibi insanları hayrete düşüren bu nizamına dikkat çekiyor:
“Ama [şu satırları] yazarken anladığım şey şu ki ben yaşadığım için şanslıyım, siz de öyle. Yaşam biçimimiz için tam anlamıyla mükemmel bir gezegende yaşıyoruz: çok sıcak ve çok soğuk olmayan, nazik gün ışığında güneşlenen, tatlı sularla dolu; nazikçe dönen, yeşil ve altın renkli hasat şenlikleriyle dolu bir gezegen… Rastgele seçilen bir gezegenin tüm bu nazik özelliklere sahip olma ihtimali nedir?” (Dawkins, R. -1999- Unweaving the Rainbow. London: Penguin, p. 4. [Türkçesi: Richard