Onur Köksal

Onur Köksal
@TimeTraveller_
Muhasebe
Üniversite Lisans
İstanbul
İstanbul, 1 Eylül
64 okur puanı
Temmuz 2019 tarihinde katıldı
* Felsefi natüralizmin nazarında hayat, bir annenin çocuğuna bir oyuncak vererek sebepsiz yere geri almasına benziyor.
Sayfa 52·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
* Mantıkçı pozitivizmin çöküşünün ardından, akademi dünyası teizmin entelektüel dirilişine şahit oldu. 1980’deki Time dergisi entelektüel teizmi şöyle yorumladı: “Düşüncede ve iddialarında yirmi sene kadar önce kimsenin tahmin edemeyeceği sessiz bir devrim ile, Tanrı, geri dönüyor. İşin garip tarafı, bu devrim ilahiyatçıların veya sıradan inançlı insanların arasında değil, zamanında Tanrı’yı ittifakla reddeden akademik felsefecilerin entelektüel halkalarında meydana geliyor.” (Modernizing the Case for God. Time Magazine, 7 April 1980, s. 65-66.)
Sayfa 43·Kitabı okudu
* Ateizm teriminin ilk kullanımı Yunan dili uzmanı Sir John Cheke’nin Plutarch’ın On Supersition (Hurafeler Üzerine) isimli eserinin tercümesine kadar dayanır. 1600’lerin Fransa’sında ateizm, kendi dünya görüşüne karşı polemik oluşturacak yazıları ve sosyo-politik tedbirleri tetikledi (Hyman, G. -2007- Atheism in Modern History. M. Martin, ed., The Cambridge Companion to Atheism içinde, s. 29) Ateizm 1700’lerin İngiltere’sinde dahi bir tehdit unsuru olarak algılanıyordu. Meşhur oyun ve deneme yazarı Joseph Addison, ateizme karşı bir kısım ihtiva eden, The Evidence of the Christian Religion (Hıristiyan Dininin Delilleri) başlıklı bir kitap yazdı. Kitabın aşağıdaki kısmında, ateistleri şöyle tarif ediyor: “Bu tür yobazlarda çok saçma ve ters bir şey var, doğru düzgün bir tanım getirmeğe hafsala yetmiyor. Sizi kızdırmak için dibine kadar ısrar eden kumarbaz tiplere benziyorlar, fakat boşuna oynuyorlar. Arkadaşlarını üzerlerine gelmeleri için sürekli dürtüklüyorlar fakat aynı zamanda elleri boş bırakıyorlar. Hülasası, ateizmi yayma gayreti aslında, ateizmin kendisinden daha saçma. Tenakuz ve imkansızlıklarla dolu fikirlerle izdivaç etmiş bir vaziyetteler ve aynı zamanda inancın en ufak parçasındaki bir zorluğu dahi, inkâr için kâfi görüyorlar. Bu geri kafalı kâfirlerden birine, ateizmin en mühim mevzuları olan kainatın sebepler üzerine teşekkülü, maddiyatın faniliği, Ruh’un faniliği, Beden’in tesadüfi tertibi, maddenin hareketleri ve çekimi (gravitasyon) ve buna benzer tafsilatlarıyla beraber bir araya getirilip bir amentü meydana çıksa, en meşhur ateistlerin ekseriyatının fikirlerine istinaden; derim ki, bu şekilde teşekkül ve vaz edilmiş bir Amentüyü kabul etmek, şiddetle inkâr ettikleri o bahislerden çok daha büyük bir inancı gerektirmez mi? Öyleyse bu yeni nesil
Sayfa 39·Kitabı okudu
* İslam’ın fikrî mirası, içinde yaşadığımız çağın meydan okumalarına maruz kalan Müslümanlara güç vermeli, güven hissi aşılamalıdır. Bugün ateistlerin ve seküler düşüncenin ortaya attığı sözde yeni itirazlara, İslam’ın klasik dönem alimleri tarafından zaten cevaplar verildi. Bu açıdan bakarsak, Müslümanlar, devlerin omuzlarında yükselmiş durumdalar. Müslümanların tek meselesi o zengin ilim mirasına ulaşmak ve [aslını bozmadan, sabitelerden ve esaslardan ödün vermeden] içinde yaşanılan çağ dikkate alınarak, tatbik edilebilir ve karşılık bulacak bir dil kullanmak olmalıdır.
Sayfa 38·Kitabı okudu
* İnsanı Tanrı ile kıyas etmek küllî bir idrakten mahrum olmanın işaretidir. Mizoteist (Tanrı’dan nefret eden) bu noktada, büyük ihtimalle, insanların Tanrı’dan daha merhametli olduğunu iddia edecektir. Bu da aslında kendi perspektiflerinden ötede bulunan gerçekleri göremediklerini ve Tanrı’nın fiillerinin bizim erişemediğimiz İlahî bir akıl ile muvazi/uyumlu olduğunu idrak edemediklerini gösterir. Tanrı, kötülüğün ve ıstırabın meydana gelmesinden memnun olduğu için değil, bizim görmediklerimizi gördüğü için bütün bu olanların gerçekleşmesine müsaade ediyor. Tanrı fotoğrafın tamamını görüyor, biz ise fotoğrafın ancak bir pikselini, çok küçük bir kısmını görebiliyoruz. Bunu idrak etmek inanç sahibi kişilerde manevi ve zihnî bir sükûnet peyda ediyor, çünkü inanan kişi anlıyor ki dünyada gerçekleşen her şey, üstün İlahi inayete istinaden, üstün ilahi bir hikmetin dahilinde cereyan ediyor. Bunu kabul etmeyi reddetmek, aslında mizoteisti kibir ve bencillik batağına saplanmasına ve nihayetinde, bir çaresizliğe sevk ediyor. İmtihanı geçmeyi başaramıyor ve Tanrı’ya olan nefreti ona Tanrı’nın aslında kim olduğunu unutturuyor, İlahî hikmetin, merhametin ve lütfun hakikatini görmezden gelmesine vesile oluyor.
Sayfa 33·Kitabı okudu