Onur Köksal

Onur Köksal
@TimeTraveller_
Muhasebe
Üniversite Lisans
İstanbul
İstanbul, 1 Eylül
64 okur puanı
Temmuz 2019 tarihinde katıldı
Gazi, maiyetindeki eğitim müfettişi Hasan Âli’ye (Yücel), “Sıfırı tarif edebilir misiniz?” diye sordu. “Sıfır işte efendimizin solunda olan bendenizim,” yanıtını verdi Hasan Âli. Maarif vekili atanması yolunda ilk adım atılmıştı ve bu görevi sırasında, Atatürk’ün dünya kültürünü Türkiye’ye taşımak idealini gerçekleştirme bakımından başka herkesi geçecekti. Samsun valisi General Kâzım (İnanç) bu kadar zeki değildi. Muhalefet adayının belediye başkanı seçilmesine izin verdikten sonra, Gazi’nin ziyareti sırasında muhaliflerin gösteri yapmasını engellemek amacıyla şehri askerlerle doldurmuş ve karşılama törenine belediye başkanını davet etmeyi ihmal etmişti. Mustafa Kemal başkanın çağırılması gerektiğini bildirdi. Belediye başkanı geldi, ama kendisine sunulan rakıyı reddetti. “Ne o Reis Beyefendi; yoksa rakı günah diye içilmiyor mu?” diye sordu Gazi. “Hayır efendim, yemek yemiş bulundum da!...” Bunun üzerine Mustafa Kemal partisi dağıtıldığına göre, başkanın istifa etmesi gerektiğini söyledi. Başkan, seçmenlerine hizmet etmek zorunda olduğunu belirterek bu öneriyi reddetti ve eğer hükümet kendisini istemiyorsa İdari Mahkeme’ye verip seçimi iptal ettirebileceğini söyledi. Sonra toplantıdan ayrıldı. Mustafa Kemal’in öfkesinin hedefi vali oldu. “Vali Paşa hazretleri; belediye reisi diye seçtiğiniz bu adamın yaptıklarını gördünüz mü? Her şeyden evvel terbiyesiz. Şehirlerine misafir geliyoruz; soframıza yemek yiyerek geliyor. İçki ikram ediyoruz, içmiyor; sonra da bir Reisicumhur sofrasında biz kalkmadan kalkıp defolup gidiyor.” (İki gün sonra, Dâhiliye Vekâleti namına seyahate katılan Mülkiye Müfettişi Necati Bey bazı nedenlerle valiye işten el çektirdi. Belediye seçimlerinin de yenilenmesi kararlaştırıldı.) Ama (başka bir gece sofrada) maiyetindekilerden biri, “Misafir
Sayfa 544·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kurulmasını izleyen haftalarda İsmet (İnönü) pek sesini çıkarmadı. Mutlak iktidara sahip yöneticilere alışık olan Türk politikacıları, sınırlı demokrasi deneyimini Gazi’nin gözüne girmek için İsmet ile Fethi’nin arasında bir yarış olarak kabul etmişler ve ve kendi konumlarını açıklamadan önce sonucu öğrenmek istemişlerdi. İsmet deneyimin başarısız olacağından ve 1925’te yaşandığı gibi, kırılan parçaları toplaması için Mustafa Kemal’in kendisinden yardım isteyeceğinden emindi. Haklı çıktı. Daha yeni parti dağıtılmadan, Gazi’nin sofrasındaki yerini aldı ve başlangıçta sadık olduğu halde, yasalara ve düzene karşı bir tehdit oluşturan muhalefet olmadan da, hükümetin nasıl geliştirilebileceğini tartışmaya başladı. Mustafa Kemal kararını vermeden önce kendin partisinin neden beklentilerini karşılayamadığını anlayabilmek için bir ülke gezisine çıktı!
Sayfa 543·Kitabı okudu
4 Eylül’de Fethi (Okyar) Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın taşra teşkilatını kurmak için İzmir’e geldi. Onu büyük bir kalabalık karşıladı. Mustafa Kemal’in arkadaşı olan İzmir Valisi Kâzım (Dirik), muhalefet toplantısını engellemeye kalkıştı, ama yapılmasına izin vermesi için talimat geldi. Resmî yetkililerin kararsızlığını hisseden halk gemi azıya aldı. Halk Fırkası’nın bürosu ve gazetesi taşlandı. İsmet Paşa’nın resimleri yırtıldı. Binayı koruyan emniyet güçlerinin açtığı ateşle 14 yaşında bir öğrenci öldü. Oğlunun kanayan bedenini Fethi’nin ayaklarının dibine bırakan baba, “İşte size bir kurban, başkalarını da veririz. Yalnız sen bizi kurtar,” dedi. Muhalefet partisinin 7 Eylül’deki mitinginde yüz binden fazla insan toplandı. İki gün sonra iktidar partisinin İstanbul’daki sesi Cumhuriyet gazetesi, yayınladığı bir mektupla Gazi’ye, yeni partilerin onun ismini kullanmaya kalkışmasından şikâyet edip, konumunu açıkça belirtmesini istedi. Ertesi gün Mustafa Kemal, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın başkanı olarak kalacağı, ama bu durumun cumhurbaşkanı olarak tarafsızlığını etkilemeyeceği yanıtını verdi. Ama Serbest Cumhuriyet Fırkası, yerel seçimlerde ciddi bir rakip olduğunu gösterince resmî engellemeler ve hilelerle karşılaştı. Mustafa Kemal, “Hangi fırka kazanıyor,” diye sordu sekreteri Hasan Rıza’ya. “Tabii bizim fırka Paşam,” yanıtını alınca da gülmeye başladı. “Hayır efendim; hiç de öyle değil!... Hangi fırkanın kazandığını ben sana söyleyeyim; kazanan idare fırkasıdır çocuk!... Yani jandarma, polis, nahiye müdürü, kaymakam ve valiler... Bunu bilersin.”
Sayfa 541·Kitabı okudu
9/10 Nisan 1928’de meclis, Mustafa Kemal’in söylevinde öngördüğü gibi Anayasa’nın İslam dininden söz eden tüm maddelerini çıkarttı. Artık İslamiyet resmî din olmaktan çıktı; meclis bundan böyle şeriat kurallarını uygulatmak zorunda değildi ve milletvekili yemini de laikleştirildi. Hilafetin kaldırılmasıyla ilk önemli adımı atmış olan laiklik süreci şimdi tamamlanmıştı. Yeni laik cumhuriyet, Mustafa Kemal’in kişisel felsefesini yansıtıyordu. 1928’de yayınlanan bir kitabında, Grace Ellison onun 1926-27’de kendisine söylediklerini aktarıyor: Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir; âdeta halkı bir kapana kıstırırlar. Benim halkım demokrasi ilkelerini, gerçeğin emirlerini ve bilimin öğretilerini öğrenecektir. Batıl inançlardan vazgeçilmelidir. İsteyen istediği gibi ibadet edebilir. Herkes kendi vicdanının sesini dinler. Ama bu davranış ne sağduyulu mantıkla çelişmeli ne de başkalarının özgürlüğüne karşı çıkmasına yol açmalıdır. Ne var ki rasyonalistlerin çoğu gibi Mustafa Kemal’in de batıl inançları vardı ve düşlerinde işaretler arardı. İstiklâl Savaşı sırasında 1922 Martında ateş hattını teftiş ederken, komutanlarla toplantı yaptığı akşamlar Kuran’dan parçalar okutmuştu. Ama artık bu uygulamayı bırakmıştı. Sağduyulu mantık ilerlemeyi sürdürdü. 24 Mayıs 1928’de uluslararası rakamlar, türetilmiş oldukları Arapça rakamların yerine kullanılmaya başlandı. Bundan sonra atılacak ilk adım, Türkçe’nin İslam kültürünün dilleri olan Farsça ve Arapça ile bağlantısını kesmekti. Osmanlı Türkçesi’nde bu dillerin önemi, İngilizce’de Latince ve Yunanca’nın öneminden çok daha fazlaydı. Arap alfabesi kullanıldığından sözcüklerin özgün biçimleri korunuyor ve tekrar
Sayfa 531·Kitabı okudu
Atatürk’ün ülke gençliğine hitabesini Türk okullarında okuyan herkes bilir, ama kendi sunduğu ilk konuşma, ustası olduğu Osmanlıca diliyle hazırlanmıştı ve yine kendi yaptığı dil reformlarının sonunda yeni kuşakların bunu anlaması olanaksız hale gelmiştir. Aradan geçen yıllar boyunca tekrar tekrar yayınlanan nutkun dili, her seferinde biraz daha sadeleştirilmiştir. Latin harfleriyle basılan ilk metin 600 sayfa uzunluğundadır ve 300 belgenin yer aldığı ek bir cildi vardır. Konuşmanın başlangıcı son derece ayrıntılı olmasına karşın, Şeyh Sait İsyanı ile İzmir’deki suikast girişiminden üstünkörü söz edilmektedir. Türk gençliğine hitabeden hemen önce ise, reformların ilerleyebilmesi için Takrir-i Sükûn Kanunu’nun ve İstiklâl Mahkemeleri’nin zorunlu olduğunu anlatan bölüm vardır. Bu konuşma (Nutuk), hem bir savunu hem de bir polemiktir. Mustafa Kemal ülkenin egemenliğini sağlamak için cumhuriyetin kurulmasının gerekli olduğunu, ama ulus bunu kabul etmeye hazır olana dek hedefini gizli tutmak zorunda kaldığını ve çeşitli aşamalarla uygulamaya koyduğunu söylemiştir. “Millî Mücadele’ye beraber başlayan yolculardan bazıları, millî hayatın bugünkü cumhuriyete ve cumhuriyet kanunlarına kadar uzanan gelişmelerinde, kendi fikir ve ruh kabiliyetlerinin kavrayış sınırı bittikçe bana karşı direnişe ve muhalefete geçmişlerdir.” Bu sözler ve bundan sonra aktarılan bazı olaylar, Mustafa Kemal’e muhalif olanlara karşı son derece sert bir ifadeye sahiptir. Onun ölümünden sonra, kendi anılarını yayınlayan muhalifler genelde saygılarını belirtmişler ve bazı iddialarını reddetmişlerdir. Mustafa Kemal’e liderlik yarışında rakip olabilecek tek milliyetçi komutan olan Kâzım Karabekir, kendi anılarının özetini henüz Gazi ölmeden yayınlamak istemiş, ama yayınevi basılmış ve kitaplar yakılmıştı.
Sayfa 530·Kitabı okudu