* Türklerle Müslümanlar arasındaki münasebetlerin pek de iyi başlamadığı görülecektir. Dört Halife (632-661) devrindeki ilk karşılaşmaların sonrasında bilhassa Emevîler zamanında (661-750) sürekli bir savaş hali söz konusudur. Burada adı geçen hanedana mensup halifelerin gayri Arap Müslüman unsurlara karşı sürdürdükleri Asabiyye politikası (milliyetçilik) ve yeni muhataplarını ikinci sınıf vatandaş olarak kabul etmeleri karşılıklı savaş halinin en temel sebebidir. Nitekim İslam hukukuna göre dini kabul eden unsurlar etnik kimliği ve sosyal statüsü ne olursa olsun diğer inananlarla aynı haklara sahiptir. Ancak Emevîlerin bunun tamamen aksine bir şekilde yeni Müslümanlardan (mevalilerden) gayrimüslim oldukları dönemdeki vergileri almayı sürdürmeleri bilhassa Türkler arasında ciddi bir karşı duruşu da beraberinde getirmiştir (Cahen 1990, 43-47; Şeşen 2012, 66; Usta 2020, 99-102). Öyle ki Türkler, Emevîler zamanında zaman zaman İslamiyet’i kabul etmelerine karşın bu menfi tavrın neticesinde eski dinlerine dönerek Arap Müslümanlarla savaşmışlardır. Tarafların arasındaki bu durum eski Arap şiirinde, atasözleri ve deyimlerde hatta Hz. Peygamber’e isnat edilen sahte hadislerde olumsuz bir şekilde yansıma bulmuştur (Şeşen 1968, 11-36). Yine günümüzde dahi kendisine birçok taraftar bulmuş olan Türklerin kılıç zoruyla İslamiyet’i kabul ettiği şeklindeki görüşlerin ortaya çıkışına da kaynaklık etmiştir. Ancak Emevîler devrindeki bireysel örnekler dışında Türkler arasında genel bir İslam kabulü söz konusu değildir.