Onur Köksal

Onur Köksal
@TimeTraveller_
Muhasebe
Üniversite Lisans
İstanbul
İstanbul, 1 Eylül
64 okur puanı
Temmuz 2019 tarihinde katıldı
* Türklerde Tanrı düşüncesinde maddi gökyüzünden manada “ulu varlık”a doğru bir gelişme dikkati çeker. Gökyüzünün yekpareliği ile tektanrı düşüncesinin ilgisi de açıktır. Tarihte çeşitli Türk kitleleri, bulundukları çevreye göre çeşitli dinleri de kabul etmişler ve bu durum, İslamiyet hariç, Türk kavimleri üzerinde olumlu sonuçlar doğurmamıştır. Uygurlar zamanında büyük kültür değişikliğine yol açan Maniheizm Türkler arasına girmiş (hakan unvanlarına Gök Tanrı yerine “Ay Tengri” ibaresinin eklenmesi) ve bilhassa Uygurların Türkistan’daki hâkimiyetleri devrinde iyice yerleşmiştir. Maniheist ve Budist eserlerin Uygur lehçesine tercümesinden doğan zengin bir dinî edebiyat gelişmiştir. Avrupa Hunlarının kitle halinde Hıristiyanlığı kabul ettikleri söylenemez. Çin’de devlet kuran Tabgaçlar, Budizm’in etkisi ile 495 yılından itibaren Çinlileşmişlerdir. Bir kısım Türkler de Museviliğe (bkz. Hazarlar) ve Hristiyanlığa girmişleridir. Türk nüfusunun çoğunluk meydana getirdiği sahalarda bir menfi tesiri görülmeyen bu yabancı dinler, bu imkânın mevcut olmadığı bölgelerde Türklerin kaybolmalarında rol oynadıkları gibi (Doğu Avrupa’da ve Balkanlarda Hazarlar, Peçenekler, Uzlar, Kumanlar), 1000 tarihinde resmen Hıristiyan olan Macarların Türk kültüründen uzaklaşmaları, 864’ten itibaren Ortodoksluğu kabul eden Bulgarların Türklüklerini kaybetmeleri neticesini vermiştir. Esasen bu dinlerin Türk kültüründeki inanç sistemine uymadığı, mahalli nitelikte kalmalarından bellidir.
Sayfa 212·Kitabı okudu
Reklam
* Özellikle yünden dokuma giysi yapımı, iç çamaşırı dahil çok gelişmişti. Keçe geçmişten günümüze kadar uzanan en ünlü Türk kıyafet unsurlarından biridir. Hunlara ait Noin-ula Kurganı’nda 20 çeşit ipekli kumaş ele geçtiği gibi yün kumaş üstüne aplike süs eşyaları bulunmuştur (Taşağıl 2020). Ayrıca aynı kurganda yün kumaş üzerine işlenmiş bir insan portresine rastlanmıştır. Romalılar keten gömleği ilk defa Hunların üzerinde görmüşlerdi. Hazarların prensesi Çiçek Hatun Bizans’a gelin geldiğinde onun kıyafetleri yeni bir moda başlatmıştır. Ancak, bozkırın Avrupa’ya getirdiği en önemli kıyafet tarzı ceket ve pantolondur. Çünkü at üzerinde yaşamaya en uygun kıyafet pantolondur. Bozkır kıyafet tarzı MÖ Çin’de, MS 5. Yüzyılda Avrupa’da, 6. Yüzyılda Bizans’ta kullanılmaya başlanmıştır. Türkler kopça yerine düğme kullanırlar, elbiselerine sola açarlardı. Ayaklarına çizme giyerler, başlarına börk takarlardı. Sakallarını keserler, saçlarını uzatırlardı. Saygı göstermek, börk çıkarmak, attan inmek, dizinin birini yere koyarak selamlamak şeklinde olurdu.
Sayfa 208·Kitabı okudu
* Bozkırlarda yaşayan Eski Türk topluluklarının bağımsızlığa düşkünlükleri ve bu uğurda mücadele etmeleri tarihin her döneminde bilinen bir gerçektir. Büyük Hun İmparatorluğu’ndan itibaren sayısız örnekle bu konu desteklenebilir. Gök Türklerin bağımsızlıklarını kazanışları ve kaybedişleri, Orhun Yazıtları’nda oldukça önem verilerek anlatılmış; bağımsızlığın kaybedilişinin millet için adeta bir ölüm, kazanılmasının ise yeniden diriliş olduğu, milletin bundan çok ders alması gerektiği önemle tavsiye edilmiştir. 630-680 yılları arasında devletin Çin esaretine düştüğü sırada birçok bağımsızlık hareketi meydana gelmiş, en sonunda, 679’da başlayan isyan kıvılcımı 682’de devletin yeniden istiklalini kazanmasına sebep olmuştur. Devlet tekrar istiklalini kazandığı kazandığında kağanlar Çin’de kalmış ve Türk boylarını kurtarmak için olağanüstü çaba sarf etmişlerdir. Bu da Gök Türk devletinde bağımsızlığa verilen önemi gösteren en önemli belgelerdendir (Chiou T2ang Shu 194A, 5166; Hsin T’ang Shu 215A, 6042; Tsu-chih T’ung-chien 202, 6392; T’ung Tien 198, 1073b). Türkler bir yerde bağımsız yaşarlarsa orayı vatan saymaktadırlar. Dolayısıyla vatan kavramı ile bağımsızlık birlikte değerlendirilir. Boylar halinde yaşamaları ve göç edebilme becerileri sayesinde daima bağımsız yaşayabilecekleri yeni bir vatan bulabilirlerdi. Yabancı milletlerin baskısı ve kıtlık zamanlarında kendilerine bağımsız yaşayabilecek yeni topraklar (vatan) bulabiliyorlardı (Kafesoğlu 2017, 227-228; Donuk 1990, 28). Türk devletlerinde halkın (kün) şahsi hukukla donatılmış, iktisaden hür ve özel mülkiyete sahip olduğu görülür. Tarım arazisi üzerinde de özel mülkiyet geçerli oluyordu (Chiou t2ang Shu 194A, 5168 vd; Hsin T’ang Shu, 215 A, 6045). Tactica’da Türklerin hür insanlar olduğundan bahsetmektedir. Özel
Sayfa 204·Kitabı okudu
* Batı Gök Türk ülkesinde yani Kırgızistan ve Kazakistan topraklarında 634’ten sonra adı On Ok organizasyonu olan bir boy gruplaşması ortaya çıktı. Bu organizasyon daha sonra Türgiş adını aldı (Chiou T’ang Shu 194B, 5184; Hsin T’ang Shu 215B, 6059; Chavannes, Documents.., 21, 24; Taşağıl 2018,66) ve Oğuzların altyapısını oluşturdu. Türgiş adı kayboldu ve 766’dan sonra ise Batı Oğuzları diye adlandırıldı (Sümer 2016,19). Selçuklu ve Osmanlı imparatorluklarını kuran Oğuz Türkleri işte bunlardır.
Sayfa 203·Kitabı okudu
* Herodotos’un MÖ 5. Yüzyılda doğu kavimleri arasında zikrettiği Targitaların Türk isminin ilk şekli olabileceği ileri sürülmüştür. İskit topraklarında oturdukları söylenen Tyrkaeler, kutsal kitap Tevrat’ta adı geçen Yafes’in torunu Togharma, eski Hint kaynaklarında bildirilen Turukhalar, Thraklar ve hatta Troialıların Türk adını ilk defa taşıtan kavimler oldukları sanılmıştır. İslam kaynaklarında bildirilen İran Zend-Avesta rivayetleri içerisinde hükümdar Feridun’un oğlu Turac (Tur-Turan) ve Yafes’in torunu Türk’ten türeyen neslin de Türk adını ilk taşıyan kavim olarak düşünülmüştür. Ayrıca o dönemlerde İran-Turan mücadelelerinde zikredilen Afrasyab’ın (Tonga Alp Er) bir Türk başbuğu olduğu tahmin edilmektedir. Türkçede cins ismi olarak eskiden beri mevcut olduğu bilinen Türk kelimesinin Altaylı (Seyhun Nehri kuzeyi) kavimleri ifade etmek üzere 420 tarihli bir Pers metninde ve daha sonra yine 515 hadiseleri dolayısıyla Türk-Hun (Kuvvetli Hun) tabirinde kullanıldığı bilinmektedir. Türk adına kaynaklarda çeşitli anlamlar verilmesine rağmen, neticede 1911’de neşredilen Uygurca bir vesikadan, kuvvet ve güç manasına geldiği anlaşılmıştır. Resmi devlet adı olarak ilk defa Göktürk Devleti (542-745) tarafından kullanılan Türk kelimesinin bundan önce Törük veya Türük şekilleriyle kullanıldığı ve 6.-8. Yüzyıllardan sonra Türk haline dönüştüğü kabul edilmektedir. Türkiye tabiri ise daha 6. Yüzyılda Bizanslılar tarafından Orta Asya için kullanılıyordu. Yine onlar 9. Ve 10. Yüzyıllarda Volga’dan Orta Avrupa’ya kadar uzanan sahaya da Türkiye adını vermişlerdi. 11.-12. Yüzyıllarda Mısır ve Suriye’ye Türkiye denirdi. Anadolu ise 12. Yüzyıldan itibaren Türkiye olarak tanınmaya başlamıştır.
Sayfa 202·Kitabı okudu
Reklam