'Doğru söylüyorum. On sekiz yaşındaydım. Adı hümeyra' ydı; komşumuzun hizmetkarının kızı. Bir peri kadar güzeldi; kumral saçlar, iri, ela gözler.. hele o gülüşü.. onu hala duyabiliyorum. '' Bardağını çevirdi.'' Babamın elma bahçesinde, gizlice buluşurduk; tabii gece yarısından, el ayak çekildikten sonra. Ağaçların altında gezinirdik, elini tutardım.. Seni utandırıyormuyum, Emir!''
''Biraz,'' dedim. ''Seni öldürmez merak etme,'' dedi, sigarasından bir nefes alarak. ''Her neyse bir hayalimiz vardı. Büyük gösterişli bir düğün yapacak, kabil' den kandahar' a kadar bütün akrabaları, dostları çağıracaktık. Ben çini döşeli bir avlusu, geniş pencereleri olan, kocaman bir ev yaptıracaktım. Bahçeye meyve ağaçları dikecek, yeryüzünün bütün çiçeklerini yetiştirecektik; bir de çocuklarımızın oynayacağı bir çimenliğimiz olacaktı. Herkes bizim evde toplanacak, yemeği bahçede, kiraz ağaçlarının altında hep birlikte yiyecek, kuyudan yeni çekilmiş suyu içecektik. Sonra çocuklarımız kuzenleriyle oynarken, biz çaylarızı yudumlayıp tatlılarımızı yiyecektik..''
''Bunu söylediğim zaman babamın yüzünü bir görmeliydin. Annem düşüp bayıldı. Kız kardeşlerim yüzüne su çarpmak zorunda kaldılar. Onu yelpazelediler. Bana yiyeceklermiş gibi bakıyorlardı; annemin boğazını kesmiştim sanki. Erkek kardeşim celal, babamın engellemesine kalmadan koşup av tüfeğini kaptı...
Rahim han acı acı güldü. ''Hümeyra' yla ikimiz, bütün dünyaya karşı. Sana şu kadarını söyleyeyim, Emir can; Sonuçta mutlaka dünya kazanır, Düzen böyle..''