Ne yakalamaya çalıştığı hayat şekline bir adım yaklaşabilmiş ne de onu anasından, kardeşlerinden ayıran huzursuz utanç ve garezi aşacak köprü kurabilmişti. Neredeyse onlarla aynı kandan olmadığını düşünüyor, aralarında gizemli bir akrabalık, üvey çocuk, üvey kardeş ilişkisi varmış gibi hissediyordu.
Etrafındakilerin kanını kaynatan hayat ve gençlik ateşi onda yoktu. Ne başkalarıyla arkadaşlık etmenin tadını, ne erkek muhabbetini ne de evlat sevgisini biliyordu.
Ruhunda canlandırdığı hayallerle gerçek dünyada da karşılaşmak istiyordu. Nerede, nasıl arayacağını bilemiyordu ama içinden gelen bir ses, kendisi bir şey yapmadan, o hayalin gelip onu bulacağını fısıldıyordu yüreğine. Sanki önceden tanışıyormuş ve buluşmak için sözleşmişler gibi, belki herhangi bir kapının önünde ya da daha gizli saklı bir yerde, usulca bir araya geleceklerdi.