Edebiyat, hayatın anlamına dair matematiksel bir çözüm sunan, insanın bu çözümü kendi bütünlüğüne yedirip yürütebilmesi halinde varoluşunu da açıklamasını sağlayan,
böylece zamanla yüksek matematiğin bir çeşidi haline gelen ve yalnızca tamamen ustalaşırsak adına okumak diyebileceğimiz,
üstün bir matematik sanatıydı.
Doğduğumuz andan itibaren ölmeye başlıyoruz, oysa yalnızca sürecin sonuna geldiğimizde öldüğümüzü hissediyoruz ve bu son bazen inanılmaz uzun bir zaman alıyor. Ölüm dediğimiz şey, yaşam boyu devam eden bir sürecin son parçasından başka bir şey değil. Ancak sonunda kendimizi ölümden uzak tutmak istiyor, faturayı ödemekten kaçınıyoruz. Önümüze hesap gelince de, intihar etmeyi düşünüyoruz ve bunu yaparak
da hain ve alçak düşüncelere kaçıyoruz. Bütün her şeyin şanstan ibaret olduğunu unutuyor ve bu yüzden acı çekiyoruz. Sonunda bize kalan ise umutsuzluktan başka bir şey olmuyor. Son durak, tecili olmayan ölüm koğuşu. Diğer her şey bir aldatmaca. Dikkatlice düşünürsek, hayatımızın olaylardan oluşan, sayfaları
çevrilmekten yırtılmış eski bir takvimden ibaret olduğunu görürüz.
Olası iki yoldan birine gitme kararını verecek olan kişi bendim. Ölümü seçmek kolaydı. Yaşamı seçmenin avantajı ise karar mercii olmaktı. Hiçbir şeyi kaybetmedim, her şeyi elimde tuttum. Ne zaman bir şeylere devam etmek istesem aklıma bunu getiririm.