Bütün kavramların birbirine geçmesiyle, insanın kendisi için bir cümle bulması, içinden söylediğinde yaşamasına yardımcı olan o cümleyi bulması gitgide zorlaşıyordu.
Sandığa oyumuzu atarken ruhumuzu kirletmemenin yolunu gösteren öğütler eşlik ediyordu: Eldivenini geçir, burnunu tut ve at geç, pis kokan oy öldüren oydan iyidir.
Ve yaşlanmıyorduk. Çevremizdeki hiçbir şey yaşlanacak kadar uzun ömürlü değildi, son sürat değiştiriliyor, yenileniyorlardı. Hafızanın onları yaşamın belli anlarıyla eşleştirecek zamanı olmuyordu.
Din adına katliam yapılmasını aklımız almıyor, bunu söz konusu toplumların geri kalmışlıklarının kanıtı olarak görüyorduk. Bizler savaş fikrini geride bırakmıştık. Sokaklarda artık üniformalı oğlanlara rastlamıyorduk, askere gitmek herkesin yakayı kurtarmak istediği bir külfet haline gelmişti.