Kar, gece İstanbulu'nu örtüyordu.
Ayıplarımızın, günahlarımızın, hırslarımızın, çirkinliklerimizin, bencilliklerimizin, acımasızlıklanmızın, aptallıklarımızın üstüne bembeyaz bir yorgan çekiyordu. Masum kılıyordu bizi. Temizliyordu. Çarpık çurpuk gecekonduların altına, soğuk toprağa gömülmüş cesetlerin üstüne yağıyordu kar. Cezaevi isyanlarının üstüne yağıyordu. Ruhumuzun çirkinliğini yansıtan kaçak binaları; bir hiza
bile tutturamamış, kimi sağa kimi sola bakan, demir filizleri üstünde bırakılmış, kusmuk gibi sıvasız yapılan apak bir temizliğe büründürüyordu.
Şu talihsiz halkın iç çatışmalarda yitirdiği on binlerce genç ölünün mezarına yağıyordu. O mezarların başında kanlı gözyaşı döken ve bir zamanlar
rahminde taşıdığı canın soğuk toprağın bağrında olmasını bir
türlü kabul edemeyen anaların ak saçlarını daha da aklaştırıyordu.