Bu şarkıda kendimi buluyordum. Her fırsatta dinlemek, anlaşılmak istiyordum. Ancak mümkün olmadığını herkesten daha iyi biliyordum.
Etrafıma baktım, koskoca parkta ben, telefonum ve kulaklığım vardık. Her zaman olduğu gibi yalnızdım,o sırada şarkı bitti.Yüzümde hafif bir tebessüm belirdi, beni anlayan, anlayacak olan herkes gibi bir süre sonra bitip gidecek bir şarkıda kendimi bulmuştum. Şarkıyı her ne kadar sevsemde;Bir süre sonra bitip gideceği için ona bağlanmamam gerekiyordu. Ancak çoktan bağlanmıştım bile, şarkının beni anlattığını bilmeme rağmen, şarkının başkasına yazılmasını bilmek çok kötü bir duyguydu, her ne kadar istesen, çabalasan, zamanını harcasan emeğini versen bile şarkı sana ait değildi ve yapabileceğinin en iyisi şarkıdan vazgeçmekti. Kendime güldüm, şarkıdan vazgeçmem gerektiğini bilmeme rağmen, şarkıdan vazgeçememek çok kalp kırıcı bir histi.Ve şarkının ait olduğu kişinin şarkıyı hak etmemesi, seni öldürürdü.Oturduğum kırık salıncaktan ayaklandım, herkesin evim olarak nitelendirdiği ama benim 4 duvardan başka hiçbirşey olarak gördüğüm yapıya doğru ilerledim. Benim evim, benim üzüntüm, benim mutluluğum, benim sahip olduğum herşey, benim için ait olduğu kişiyi hak etmeyen, beni anlatmasına rağmen başkasına ait olan o şarkıydı.
Her şarkı biterdi, ama her acı dinmezdi. Ama bir şarkı vardı, o şarkı dinmeyen acıları bile dindirirdi, dinmeyen acıları, bitmeyen dertleri, anlaşılmayan sıkıntıları dindiren o şarkı varya, sen benim o şarkımsın.
Asla bitmesini istemediğim, hak etmeyen bir kişiye ait olduğunu düşündüğüm, tabiri caizse aşık olduğum o şarkımsın.
Notlar kısmındaki kitaplarımdan bir alıntı