Sınırlı imkanlardan uzaklaşmak istiyordu. Doğu'dan Batı'ya doğru yola çıkmıştı. Doğu'nun sistemsizliğinden ve kaderciliğinden uzaklaşmak, bu dağınıklığını yenmek gerekiyordu.
Yüzyıllardır gördüklerini, dinlediklerini, öğrendiklerini yorumlamaya alışmamıştı insanlar, bu nereden geliyor diye merak etmemişlerdi. Onları tedirgin etmeden, onlara yeni olan karşısındaki ilkel korkuyu hissettirmeden düşünmeye alıştırmak gerekiyordu. Doğu'yu tedirgin etmeden, Batı'ya yaklaştırmak gerekiyordu.
"Henüz marşların heyecanla söylendiği dönemler yaşanıyordu. Belki bugünün öğrencileri onları seyretselerdi, hafifçe gülümserlerdi. Ne var ki, bu işten bir çıkarları yoktu Mustafaların, bu tutum bir geçim kaynağı olmamıştı. Milletini sevmek, iyi bir duygu olarak tanımlanıyordu; bu kavramlar henüz gerçek anlamalarında kullanılıyordu. İnsanlar, henüz resmi geçitleri filan ilgiyle izliyordu. Vatan ve millet deyimleri henüz sadece bayram nutuklarının tekelinde değildi; insanlar yaşantılarında, kendi aralarında bu sözleri kullanıyorlardı. Mustafa İnan'ın sınıfı da acıklı yaşantılarının içinde birlik ve beraberlik gibi şeylerin varlığını da duyuyordu." Profesör güldü: Bana içinden kuşku duyuyorsun herhalde, her sözümden sonra 'aman dikkat' diyorsun. Şimdi bu duygularla alay etmek marifet sayılıyor, biliyorum. Milletini sevmek de ancak onun için durmadan üzülmek anlamına geliyor. Artık millet olmanın sevinci değil, millet olmanın üzüntüsü makbul sayılıyor.