Her yılın ilk ayı mutlaka kitap çıkaran İskender Pala, bu yılın başında çıkarmayınca beni üzmüş ancak nisan ayında çıkardığı kitapla sevindirmişti. Katre-i Matem ile okumaya başladığım yazarın tüm roman, hikaye, deneme ve anılarını okudum. A-71 dışında da beğenmediğim (yarım bıraktığım bu kitaba tekrar şans vereceğim) bir kitabı olmadı. Hatta yemek kitabı çıkarsa onu da alır okurum.
Ancak son yıllarda yazdığı kitaplarda farklı bir üslup dikkatimi çekiyordu; yazı dili ilk romanlarından daha farklıydı. Hatta Azdahak’ı ilk okumaya başladığım zaman, "İskender Pala yazmış olamaz bunu," demiştim çünkü onun kaleminden çok farklıydı. Azdahak’ı çok beğendim ama yine de farklı olan bir şeyler vardı. Sonra fark ettim ki kitabın iç kısmında, yazar bölümünde iki isim var: Biri İskender Pala, diğeri ise oğlu Alperen Ahmed Pala.
Aynı durum Soygun kitabında da var. Kitabın kapağında ne kadar "İskender Pala" yazsa da içindeki yazar kısmında Alperen Ahmed Pala da yer alıyor. Soygun kitabını da beğendim ama bunu eski İskender Pala kitapları ile bir tutamıyorum. Ne kadar yazarı çok sevsem de farklı bir kalemin devreye girmesi, eski dilini yitirmesine sebep olmuş. Sanırım Katre-i Matem, Abum Rabum gibi romanların dilini ve üslubunu arıyorum.
Soygun güzel bir kitap, kesinlikle okunmaya değer ama bir "eski İskender Pala" kitabı da değil.