Yazarın Üslubu ilk başlarda zorlasa da sonradan alışıyorsun. Düz bir anlatıma sahip değil kitap, şiirsel bir dili var, nesneler ve metaforlar üzerinden ajitasyon yapmadan anlatmış kamp yaşamını.
Soluk Salıncağı, Açlık meleği, yanak ekmeği... gibi metaforlar sık sık karşımıza çıkıyor.
Kamp yaşamı hergün artan bir Açlık ile devam ediyor.
Beden gücü isteyen işler, bir lokma yemek, bitler, pireler, tahta kuruları... ile kampta zaman yavaş bir hızla akip gidiyor...
Kamptan döndükten sonra bile hâlâ aklında kamp'ın izleri var, kolay atlatılacak bir travma değil çünkü.
Kampta parfüm şişesine lahana çorbası koyup, onu çıkarken yanında götürmek istemesi, o lahana çorbası ile yaşadıklarını unutmak istememesi... etkileyici idi. Bu çorba yüzünden başı ciddi belaya giriyordu, görüldüğü üzere ufacık birşey bile suç!!
Daha önce okuduğum İvan Denisoviç'in Bir Günü/ Soljenitsin
kitabi da ajitasyon yapmadan kamp yaşamını anlatıyordu, o daha düz bir anlatıma sahip.
Leo kamptan kurtuldu ama izleri asla silinmeyecek...