Soluk Salıncağı

Herta Müller
Tahmini Okuma Süresi:
7 sa. 2 dk.
Sayfa Sayısı:
248
Basım Tarihi:
2025
İlk Yayın Tarihi:
17 Ağustos 2009
Yayınevi:
Siren Yayınları
Orijinal Adı:
Atemschaukel
Orijinal Dil:
Almanca
ISBN:
9786259578590
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Sıralamalar
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Kitabın başlığı kesinlikle ‘Açlık Meleği’ olmalıymış…
Puan vermedi·248 syf.·
2026 15. kitabı
Kitap, bazıları yalnızca birkaç satırdan oluşan ve özlü başlıklara sahip 64 kısa bölüme ayrılmış olup 60 yıl sonra sürgününü, kamptaki günlük yaşamını ve memleketine dönüşünü anlatan birinci şahıs anlatıcı Leo'nun bakış açısıyla yazılmıştır... Kronoloji, sürgünden önceki döneme ait anılar ve şimdiki zamanın tasvirleriyle tekrar tekrar kesintiye uğrar… Herta Müller'in cümleleri kısa ve özlüdür, çoğu zaman eksiktir. Bazen sadece iki kelimeden, hatta tek bir kelimeden oluşurlar…. Yazar, metne zamansız bir nitelik kazandırarak sık sık geçmiş ve şimdiki zaman arasında geçiş yapar... Üslubu canlı ve metaforlar bakımından zengindir… Doğa ve nesneler, duygular gibi kişileştirilir; örneğin, "açlık meleği" olarak kamptaki mahkumların düşünce ve eylemlerine hükmeden ve anlatıcının sürekli yoldaşı olarak görünen AÇLIK… Müller sıklıkla basit kelimeleri birleştirerek "dümmlichtapfer", "krankhungrig", "Herzschaufel" veya "Tageslichtvergiftung" gibi yeni kelimeler yaratıyor… Kitabın özetine gelince; 1945 yılının o dondurucu Ocak ayında, henüz on yedi yaşındayken, sırtında akrabalarının verdiği bir palto ve ruhunda sakladığı o tekinsiz kaçma arzusuyla yola çıkan Leo, Sibiu’dan yola çıkan o tren, sadece Rusya’nın uçsuz bucaksız bozkırlarına değil; açlığın, kimsesizliğin ve insanın insana yabancılaşmasının tam kalbine, bir toplama kampına götürürler… Orada, her soluğunda yanında biten bir yoldaş edinir… Açlık Meleği O, sadece midesini değil, zihnini de yönetiyordu… Öyle bir noktaya gelmiştik ki, bir kürek dolusu cüruf taşımak, bir gram ekmeğe eşitti… Kampta ahlak, yerini hayatta kalma içgüdüsünün soğukluğuna bırakmıştı... Ölenlerin cebindeki son ekmek kırıntılarını toplar, cesetlerin kıyafetlerini henüz soğumadan paylaşırlar…Birbirlerine yaptıklarının telafisi yoktu; tek sığınakları,
1000Kitap
Soluk SalıncağıHerta Müller · Siren Yayınları · 202573 okunma
Bavula Sığan Bir Hayat
7/10
·248 syf.··
2026 5. kitabı
Soluk Salıncağı Herta Müller Hikaye, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde, 1945 yılında başlıyor. Romanya’da yaşayan Alman kökenli 17 yaşındaki Leo Auberg’in, sırf etnik kökeni nedeniyle Ruslar tarafından toplanıp Ukrayna’daki çalışma kamplarına sürülmesini konu alıyor. Ancak Müller, bize klasik bir "savaş kampı dramı" sunmuyor. Leo, kampa giderken yanına aldığı o meşhur gramofon kutusunu, eldivenlerini ve en önemlisi büyükannesinin vedalaşırken söylediği şu cümleyi yanından hiç ayırmıyor: "Biliyorum, döneceksin." Bu cümle, Leo’nun hayatta kalma ipi oluyor. Kitap boyunca Leo’nun 5 yıl süren kamp hayatını; kömür vagonlarını, çimentoyu, bitleri ve dondurucu soğuğu okuyoruz. Ama en çok da açlığı. Açlık Meleği Kitabın orijinal adındaki (Atemschaukel) nefes vurgusu ve çevirideki "Soluk Salıncağı" ismi tesadüf değil. Ancak kitabın asıl başrolü, Leo’dan ziyade "Açlık Meleği". Müller, açlığı bir fiziksel ihtiyaçtan çıkarıp, sürekli Leo’nun ensesinde dolaşan, onu kandıran, halüsinasyonlar gördüren, bazen şefkatli bazen gaddar bir varlığa dönüştürüyor. "Açlık bir nesne değil, o bir durum da değil. O, insanın içindeki bir başka canlı." Leo’nun bir patates kabuğu için neler hissedebileceğini, bir kaşık çorbanın insan onurundan nasıl daha değerli hale gelebileceğini okurken midenizde bir kasılma hissediyorsunuz. Yazar, insanı insanlığından çıkaran o "sıfır noktasını" o kadar gerçekçi anlatıyor ki, tok olduğunuz için suçluluk duyuyorsunuz. Dil ve Üslup: Şiirsel Herta Müller’in dili... İşte burası büyünün (veya lanetin) başladığı yer. Yazarın dili insansı, kırık dökük ama bir o kadar da keskin.Bu yazım dili okurken pek kolaylık sağlamıyor. Okuma hızınızı düşürerek okumayı kabul etmekte fayda var. • Nesnelerin Dili: Müller, duyguları anlatmak yerine nesneleri konuşturuyor. Kürek, kireç,
Edebiyat
Soluk SalıncağıHerta Müller · Siren Yayınları · 202573 okunma
9/10
·248 syf.··
2026 17. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 16 Mart 2026 13:08
SOLUK SALINCAĞI#okudumbitti 2009 Yılında Nobel Edebiyat Ödülünü alan Herta Müller’in aynı yıl kaleme aldığı Soluk Salıncağı aynı zamanda yazarın başyapıtı olarak da geçer… 64 bölümden oluşan kitap da 1945 yılı ikinci dünya savaşı sonrası Romanya’nın Sovyetler’e teslim olmasından sonra 19/45 yaş grubu erkekler toplanıp kampa götürülür,bu kişilerden biri olan Leo Auberg’in(gerçek ismi Oskar Pastior’un) beş yıllık kamp hayatını konu alan Soluk Salıncağı;derin,ağır,nesnelerin başkarakter olduğu yoğun bir kitaptı… Kitabın başından sonuna kadar Açlık Meleği okuyucuya eşlik eder;okuyucu bu melekle karakterin günlük rutininde tanışır,ekmek kırıntılarının saklandığı,yarım ekmek için insanların birbirine girdiği Açlık Meleğinin her bölümde okuyana göz kırptığı sarsıcı bir kitaptı… Kitap da insanlardan çok nesnelerin ruh kazandığını gören okuyucu;yazarın şiirsel aynı zamanda ritmik seslerin kısa cümlelerle oluşturulması sonucu okuma hızı düşse de olayları dramatize etmeden duygusal mesafeyi koruyarak karakterin iç dünyasına okuyanı taşıyan yazarın tarzına hayran kalır… “Eve Döneceğini Biliyorum”(babaannenin karaktere söylediği söz)sözüne tutunarak beş yıl zor şartlarda yaşamayı başaran ve yuvasına döndükten sonra toplumsal düzenin bir parçası olmak istese de içinde yaşadığı travmalarla bunu çok da başaramayan Leo’nun yine nesnelere sığınması ile kitabı bitiren okuyucu derin bir kitap okumanın ağırlığı ile hayatı sorgular… Yazarın zor bir konuyu nesnelerlere verdiği ruh ile karakterin açlığını içselleştirip yaşananları daha esnek bir şekilde anlatmasına hayran kalıp hayata tutunmak için bir sözün yetmesine imrenip derin bir hüzün ile bitirdiğim bu kitabı kesinlikle tavsiye ederim…
Alıntı
Soluk SalıncağıHerta Müller · Siren Yayınları · 202573 okunma
9/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 09:21
Çağrışım yüklü enfes bir kitap okudum. Toz, toprak, kömür, çimento, briket, cüruf… Kuru bir yaşam. Depreşme, bellek, hasar, deneyim, açlık. Açlık insanı ele geçirir, ete hükmeder, zihni boyun eğdirir. Açlık yorulmaz. Açlık, yemek sözcüklerini lezzetlendirir, zihne yemeği düşündürür, kendini perçinler. Leo, onu bir melek olarak görerek başa çıkıyor; onunla konuşarak, varlığını kabullenerek. Kamp dönüşünde bile onunla yaşamaya devam edecektir. Çünkü kamp insanı cansız bir şeye dönüştürür; o artık değiştirilmiş bir varlıktır. Yaşamak; rayından çıkmış, toza, kara ve sıcağa bulanmış, altüst edilmiş bir şey. Kahramanımız Leo Auberg, genç yaşta Sovyet çalışma kamplarında geçirdiği günleri anlatıyor. Tek vazifesi yaşamda kalmak; bunun için çok şeye katlanması gerekir. Çünkü büyükannesi ona, “Döneceğini biliyorum,” demiştir. Oysa büyükannesi orada değildir. Orası, bilinen her şeyin başka bir şeye dönüştüğü yer: kamp. Devam edebilmek için sinmek ve nefes almakta inat etmek gerekiyor. “Ben kimim?”den “Ben neyim?”e sürüklenen bir gerçekliğin hikâyesi bu. Soyutta müthiş bir başarıya ulaşan, somuttan imgeye geçişte düşün dünyasında leziz bir tat bırakan bir kitap. Gökyüzü katlanıyor, madde dönüşüyor, nesneler büzüşüyor ve bütün bunlar sözcüklerle yapılıyor. Zaman sessiz ve düz; bir günden diğerine yaşananlar neredeyse hep aynı hüznü barındırıyor. Okuması zor ve emek isteyen bir kitap olduğunu söyleyerek bitireyim. Okurken hızlı olmayı tercih edenler muhtemelen sevmeyecektir…
Toplama Kampı
Soluk SalıncağıHerta Müller · Siren Yayınları · 202573 okunma
Puan vermedi·248 syf.··
2026 18. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 21 Şubat 2026 14:21
İnsan neyle yaşar? Çağdaş edebiyatın en özgün seslerinden Herta Müller, Nobel edebiyat ödülünü aldığı yıl yayımlanan ve başyapıtı olarak anılan Soluk Salıncağı'nda genç yaşta bir Sovyet çalışma kampına yollanan Leo Auberg'in öyküsünü anlatıyor. Karlarla örtülen umutların, bavul yerine geçen bir gramofon kutusunun, adları absürt denecek denli uzun muhafızların ve her şeye rağmen diri kalan tutkunun öyküsü bu, bir cümleye tutunarak yaşamanın ya da sadece yaşamaya çalışmanın öyküsü. Hayatta kalmanın, ne olursa olsun ayakta kalmanın ve açlık meleğine kafa tutmanın öyküsü. Herta Müller, tarihsel gerçeklerden yola çıkılarak yazılmış Soluk Salıncağı'nda kelimeleri imgelere, imgeleri adeta zihinde açılan çentiklere dönüştürüyor. Çağın belki de en dehşetli hakikatleri kanıksanıp gündelik yaşamın parçası haline gelir-ken, Herta Müller'in sözcükleri insan olmanın kırılganlığını ve yaşamanın korkunç ve büyüleyici güzelliğini sayfalara döküyor, bizi kaleminin gücüne bir kez daha hayran bırakıyor gibi görünse de yarım, eksik , atlak gibi... bu hikaye çok derin ve yaralayıcı olmasına rağmen okuru kitabın içine çekemiyor Müller bir türlü. Ama sarsıcı ve okunması gerek muhakak. Biz Kitap Dünyam #KitapDünyamBirlikteOkuyor grubuyla birlikte okuduk. Şimdiden keyifli okumalar arkadaşlar kitap konusu pek keyifli degil ama....
Soluk SalıncağıHerta Müller · Siren Yayınları · 202573 okunma
8/10
·248 syf.··
2026 17. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Şubat 2026 23:56
Çavuşesku dönemi Rumen halkının yaşamını anlattığı eserleri ile tanınan Herta Müller'in Soluk Salıncağı adlı romanı; 2. Dünya Savaşı sonrası, Romanya'daki 18-30 yaş arası kadın ve 17-45 yaş arası erkek, Alman sivil nüfusun gönderildiği çalışma kamplarında 5 yıl boyunca yaşadıkları olayları anlatır. Annesi de bu kamplarda bulunan Müller, konuyla ilgili yazmaya karar verdiğinde birçok görgü tanığıyla görüşür. Bu tanıklardan biri olan Oskar Pastior ile yaptığı görüşmeler sonucu da kitabı birlikte yazmaya karar verirler ancak yazar, Pastior'un ölümüyle yarım kalan kitaba tek başına devam etmek zorunda kalır. Müller'in Oskar Pastior'un biyografik unsurlarını ekleyerek yarattığı, onun gibi sürgüne gönderilen ve birinci tekil şahıs anlatıcı olan 17 yaşındaki Leopold Auberg, romanda hem tanık olduğu olaylarla şimdiki zamanı hem de hatırladıklarıyla farklı zaman dilimlerini okuyucuya aktarır. Kullandığı leitmotifler, sembolik nesneler, metaforik kavramlar, abartılı imgeler ve tasvilerle romanı adeta bir oyuna dönüştüren yazar, yaptığı bu kelime cambazlıklarıyla kamptaki vahşeti, iskenceyi ve açlığı da bir nebze olsun yumuşatır ve ajitasyondan uzaklaştırır. 64 bölümden oluşan roman kısa öyküler olarak da okunabilir ve okuyucuya şiirsel bir tat da verir. Kullandığı dil, okurken biraz zorlasa da okuyucuya insanlığı, merhameti, vicdanı, varoluşu, savaşı, açlığı, özlemi ve daha birçok duyguyu sorgulatması ve düşündürmesi sebebiyle de okumaktan büyük keyif aldığımı söyleyebilirim. Kitapla kalın...
Edebiyat & Roman
Soluk SalıncağıHerta Müller · Siren Yayınları · 202573 okunma
7/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 00:06
OKUDUM — BİTTİ! Soluk Salıncağı — Herta Müller Puan: 7.7 / 10 Kitap Adı: SOLUK SALINCAĞI Yazar Adı: HERTA MULLER Sayfa Sayısı: 247 Kitap Notum: 10 / 7.7 Kitap İncelemem: Ocak 1945. Dışarısı buz tutmuş, sabahın körüne kapı çalıyor. 17 yaşındaki Leo Auberg, bir bavul yerine elinde gramofon kutusuyla Sovyet çalışma kampına sürülüyor. Beş yılı var önünde. Beş yıl, insan olmanın ne anlama geldiğini yeniden öğreneceği — ya da tamamen unutacağı — beş yıl. Bu romanı açtığımda sıradan bir "savaş edebiyatı" okuyacağımı zannetmiyordum zaten ama Herta Müller, beklentilerimi yerle bir etti. Hem iyi hem kötü anlamda. Ne sarsıyor? Dehşet burada büyük kelimelerle gelmiyor. Müller, kampı epik bir dille anlatmıyor; aksine sizi bir gram ekmeğin, bir kürek kömürün, bir tas çorbanın etrafında kurulan o daracık evrene hapsediyor. İnsan zihninin nasıl bu ölçülerin diline teslim olduğunu, bedenin nasıl düşünce olmaktan çıkıp salt bir hayatta kalma makinesine dönüştüğünü hissediyorsunuz. Sayfalar ilerledikçe siz de Leo gibi küçülüyorsunuz. Bu somatik etki gerçekten nadir rastlanan bir şey. Neden tam 10 değil? Müller'in şiirsel ve kırık dilli anlatımı zaman zaman büyülüyor, zaman zaman ise yoruyor. Kasıtlı bir tercih bu, biliyorum — ama bazı bölümlerde o lirik yoğunluk okuru metnin dışına itiyor. Belki de bu kitabın doğru zamanda okunmayı gerektirdiğini söylemek daha doğru. Benim için o zaman tam değildi, bu yüzden 10 üzerinden 7.7. Asıl vurucu olan ne biliyor musunuz? Kamptan geri dönmek, kurtuluş değil. Hayatta kalmak her zaman zafer değil — kimi zaman içinde taşınan ağır, utançla karışık bir yük. Roman tam da burada bir kamp anlatısını aşıyor ve zorla susturulmuş bir tarihin, sessizliğe mahkûm edilmiş bir travmanın hikayesine dönüşüyor. Açlık meleği herkese farklı görünür. Ama
Soluk SalıncağıHerta Müller · Siren Yayınları · 202573 okunma
Puan vermedi·248 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 04 Ocak 2026 00:00
Çavuşesku diktatörlüğüne karşı duran, defalarca sorguya alınan, bilgi vermediği için işkence gören, ölüm tehditleri alan bir yazar Herta Müller. 1987 yılında Almanya’ya göç ediyor. Romanya’da yaşam ve göçmenlik kitaplarında sık ele aldığı meseleler, diktatörlükte yaşamı en iyi anlatan yazarlardan biri. Diktatörlük demişken zorunlu reklam bildirimi yazıp geçeyim. Korku ve yabancılaşma! Korkunun her halini yansıtıyor; ihbar edilme korkusu, tutuklanma korkusu, öldürülme korkusu, açlık korkusu..yavaş yavaş uyuşan, sinen bir toplum, korkuyla hayatta kalmaya çalışırken kendisine yabancılaşan insanlar. Soluk Salıncağı, Çağlar Tanyeri çevirisiyle yeni yayımlandı. Okuduğum diğer üç kitabından daha farklı bir tarihi gerçekliğe odaklanıyor. Sovyet çalışma kamplarında yaşananlara. 1945 yılında Romanya’daki Almanlar bu kamplara alınıyor, Müller’in annesi de beş yıl bu kampta tutulmuş. Detaylar üçüncü görsel. Soluk Salıncağı’nın anlatıcısı artık yaşlanmış bir erkek, Leo Auberg. Eşcinsel olduğu için sürekli öldürülme korkusuyla yaşayan biri ve genç yaşta bu kampa gönderiliyor. Açlıkla yaşamayı öğrenmek zorunda, birderibirkemikzamanı. Belirli bir olayın izinde peşi sıra bir hikaye değil, fragmanlar ya da hayattan kesitlerle ilerliyor. Son bölümlerde Leo’nun kamp sonrası yaşımı kısaca anlatılıyor. Esaret bitiyor ama onun için korku, hayatta kalma mücadelesi bitmiyor… Herta Müller’in dili şiirsel, imgeler ve metaforlar alametifarikası. Dikkat ister, bazen yorar. Ama bence anlatımını diğer kitaplarındaki kadar yoğun değil Soluk Salıncağı’nda. Bu açıdan iyi bir başlangıç ama diktatörlükte yaşamı okumak isterseniz, Keşke Bugün Kendimle Karşılaşmasaydım. Otobiyografik bir roman. Sorguya çağrılan bir anlatıcı yaşamını anlatıyor. Biraz melankoli baskın. En sevdiğim kitabı, Mustafa Tüzel
Edebiyat
Soluk SalıncağıHerta Müller · Siren Yayınları · 202573 okunma
Puan vermedi·248 syf.··
2026 3. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 13 Şubat 2026 18:16
Soluk Salıncağı benim için okuması kolay bir kitap olmadı; yazarın tercih ettiği yoğun anlatım dili nedeniyle hızlı tüketilebilecek bir eser değil asla. Kitabın içine girmeye çalıştıkça metnin beni dışarı itmesi, aslında eserin kurduğu yabancılaştırıcı atmosferin bir parçası gibi hissettirdi. Bu nedenle yaptığım araştırmalar ve genellikle kitabı bitirdikten sonra başvurduğum inceleme yazıları sayesinde, eserde yer alan metaforik öğelerin anlamlarını kavramam, okuma sürecinde yazarın diline alışmamı kolaylaştırdı. Bazı metaforlar : Soluk : hayatla ölümlü aradındaki ince çizgi Salıncak : Salıncak hareketi, kamp yaşamının tekdüze ama aynı zamanda her an ölümle temas eden kırılgan ritmi. Aynı zamanda umutla umutsuzluk arasında gidip gelme , Leo’nun ruhsal dengesizliği. Soğuk ve buz : duygusal donukluk Kömür/ yük: zorla çalıştırma , insan emeğini sömürülmesi Ekmek/ yemek : insan ilişkilerinin açlık üzerinden şekillenmesi “Açlık meleği”nin ise Leon’un zihninde somut bir varlığa dönüşmesi, romanın en güçlü metaforu olarak öne çıkıyor; Açlığın ahlaki değerlerin sınırlarını nasıl değiştirdiğini, hayatta kalma mücadelesinde verilen psikolojik savaşın insan zihninde yarattığı etkileri okuyoruz. Akıcı bir anlatımdan ziyade sabır ve dikkat isteyen bir roman. Farklı bir okuma deneyimi yaşamış olduğum için mutluyum.
Soluk SalıncağıHerta Müller · Siren Yayınları · 202573 okunma
Puan vermedi
Bu roman açlığın romanıdır. Üstelikte toplama kampına atılmış tutsakların yaşadıkları ölümüne bir açlıktır bu. Yani tutsaklık ile açlık, bu romanda bir araya gelerek bir tür fiziksel ya da ruhsal ölüm fabrikasına dönüşürler. Yazar, açlığı ‘Açlık Meleği’ olarak tanımlar. Bu kutsallığın tersyüz edilmesidir de. Açlık olgusunun mevcut dille anlatılamayacağına inandığından da yeni bir dil ‘icat’ eder. Bu dil şiirselmiş gibi görünür, ama aslında neştere yakın bir dildir. Bir cümleden diğerine gittiğinizde ruhunuza yeni bir yara daha eklenir. Toplama kampı bir tür cehennemdir elbette. Yazar, bu cehennem gözlerinizin önüne sererek bütün totaliter sistemlerin insan ruhunda yarattığı o derin uçurumu görmemizi ister. Üstelikte okur açısından bundan kaçış yoktur. Romanın sayfaları arasında ilerledikçe, tok olmanıza karşın çok acıktığınızı hissedersiniz. Açlık meleği tam da omuzlarınızın üzerinden size bakmaktadır. Tıka basa yedikten sonra bulunduğunuz mekandan çıkarak saatlerce yürümek düşüncesine de direnmeye çalışırsınız. Bu roman, Knut Hamusun’un yazmış olduğu ‘Açlık’ romanı ve Dostoyevski’nin ‘Ölü Evinden Hatıralar’ romanlarını çağrıştırsa da, aslında iki büyük geleneğin içinden geçerek yazılmış özgün bir metindir. Şiirsel ve modernist bir dönüşümüdür. Bu roman ‘iyi edebiyat nedir’ sorusuna verilmiş oldukça net bir cevaptır da!
Soluk SalıncağıHerta Müller · Siren Yayınları · 202573 okunma

Yazar Hakkında

Herta MüllerYazar · 6 kitap
Herta Müller (d. 17 Ağustos 1953, Timeşvar) Romanya doğumlu roman yazarı ve şair. Çavuşesku döneminde Romen halkının yaşamını anlattığı eserleri ile tanınmaktadır. Romancı Richard Wagner ile evli olan Müller Romanya'da gizli servisle çalışmayı reddettiği için işinden olmuş ve 1987 yılında Almanya'ya göç etmişti. Müller'in, 'Tilki Daha O Zaman Avcıydı' ve 'Yürekteki Hayvan' adlı kitapları Türkçede yayınlandı. İsveç Bilim Akademisi tarafından yapılan açıklamada, Romanya doğumlu Alman yazar Müller'in 2009 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandığı açıklandı. Müller'in bu ödülü, "şiirin yoğunluğu ve nesirin açıklığını kullanarak yoksulların dünyasını tasviriyle" aldığı kaydedildi. Müller bu ödülü kazanan 51. kişi oldu Herta Müller, Banat Swabian çiftçilerinin kızı olarak Niţchidorf (Almanca: Nitzkydorf)'da Banat'ın Almanca konuşulan bir tarihsel kasabasında doğdu. Onun ailesi azınlıkta olan Romanya Almanları'nın bir parçasıydı. Babası, Waffen SS'de askerlik hizmetini yapmıştı ve annesi Sovyetler Birliği GULAG kampında (köle işçi kampı) İkinci Dünya Savaşı sonrası pek çok yıllarını yaşam mücadelesiyle geçirmişti. Dedesi zengin bir çiftliğe sahip ve tüccardı.