Herta Müller

Herta Müller

Yazar
6.4/10
75 Kişi
·
194
Okunma
·
23
Beğeni
·
2627
Gösterim
Adı:
Herta Müller
Unvan:
Romanya Doğumlu Roman Yazarı ve Şair
Doğum:
Romanya, 1953
Herta Müller (d. 17 Ağustos 1953, Timeşvar) Romanya doğumlu roman yazarı ve şair.
Çavuşesku döneminde Romen halkının yaşamını anlattığı eserleri ile tanınmaktadır. Romancı Richard Wagner ile evli olan Müller Romanya'da gizli servisle çalışmayı reddettiği için işinden olmuş ve 1987 yılında Almanya'ya göç etmişti.
Müller'in, 'Tilki Daha O Zaman Avcıydı' ve 'Yürekteki Hayvan' adlı kitapları Türkçede yayınlandı.
İsveç Bilim Akademisi tarafından yapılan açıklamada, Romanya doğumlu Alman yazar Müller'in 2009 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandığı açıklandı. Müller'in bu ödülü, "şiirin yoğunluğu ve nesirin açıklığını kullanarak yoksulların dünyasını tasviriyle" aldığı kaydedildi.
Müller bu ödülü kazanan 51. kişi oldu

Herta Müller, Banat Swabian çiftçilerinin kızı olarak Niţchidorf (Almanca: Nitzkydorf)'da Banat'ın Almanca konuşulan bir tarihsel kasabasında doğdu. Onun ailesi azınlıkta olan Romanya Almanları'nın bir parçasıydı. Babası, Waffen SS'de askerlik hizmetini yapmıştı ve annesi Sovyetler Birliği GULAG kampında (köle işçi kampı) İkinci Dünya Savaşı sonrası pek çok yıllarını yaşam mücadelesiyle geçirmişti. Dedesi zengin bir çiftliğe sahip ve tüccardı.
Niye çocuklarla aran yok hiç senin, diye sordu Stefan.

Düşünmeden şöyle dedi İrene: Büyüme çağında oldukları için ürkütücü geliyorlar bana.
201 syf.
·7 günde·9/10
Büyülendim en baştan, afalladım sözcük seçimi karşısında... Bu olayı anlayamıyorum, aynı kelimelerin kullanımları üç beş noktalamayla, söz dizilimiyle nasıl bu hale gelebiliyor... Serdar Ortaç'ın bir zamanlar dediği 'Topu topuna 7 nota var kaç ayrı beste yapılabilir ki?' şaşkınlığı içerisindeyim. Gerçi benimki güzelleme onunki farklıydı ya neyse. Kitabın arka kapağındaki ilk cümle bu kitaptan ne beklenebileceğini en çarpıcı şekilde anlatmış aslında. “Edebiyat, bugüne kadar, bir diktatörlüğün ne olduğunu hiç böyle anlatmadı."

Romanya'nın Çavuşesku'su anılıyor bir kaç yerde.Çavuşesku seçimle gelen, öncelikle yumuşak, ezilenleri destekleyen yüzünü gösterip, sonra koltuğa ve çıkarlarına yapışan bir lider. Medya yasağını sadece tek bir kanalın günde 2 saat yayın yapmasına vardırmış, her köşe başında gizli polisin ve ajanların olduğu bir sisteme göz yummuş, doğan her çocuğu devlete (dolayısıyla halka) ait bir mal yapmış, üretimin fazla olmasına rağmen ürünlerin tamamına yakınını dış ülkelere satarak devlet borcunu kapatmaya çalışarak halkın temel besinlere karne ile ulaşmasına sebep olmuş, kendisine o zamanki tüm imkanları zorlayarak acayip lüks bilmem kaç odalı bir 'Büyük Saray' inşa ettirmiş ve sonunda çıkan bir isyanda alaşağı edilip 1989'da canlı yayında kurşuna dizilerek idam edilmiş bir adam.

2009 Nobel ödülü 'the concentration of poetry and the frankness of prose' ( şiirin yoğunluğu ve nesirin açıklığı) sebebiyle Herta Müller'e verilmiş. 4 arkadaşın hikayesi kaleme alınıyor. Bir şiirde olması gerektiği gibi kelimelere fantastik anlamlar yüklenerek bir diktatörlük rejimindeki baskı, ifade özgürlüğünün kısıtlanması, seçeneklerin sınırlanması ve azınlık olma gibi bilindik konular okunması, takip etmesi zor büyüleyici, çarpıcı bir düzyazı ile dile geliyor. Gerçekten çok yorucu bir anlatım.

Yürekteki Hayvan, yazarın içimizde bir canlı varmışçasına metaforik bir anlam atfederek korkularımıza, heyecanlarımıza, hislerimize uygun gördüğü isim.

Şimdi ayrı bir başlık olarak Nobel Ödülü'nün hak edilme kriterleri, jürinin tarafsızlığı, edebi yön ile siyasi görüşün de ağır basması gibi alengirli tartışmalı konulara girildiğinde (zamanında bizim ülkemizde de yapıldığı gibi) Müller'in de antikomünizm güzellemesi yaptığı için ödüle layık görüldüğü gibi bir sonuca varan karşı görüşler var. Bu konulara hakim okuyucular daha detaylı çıkarımlarda bulunabilir tabii ki, edebiyat alanında verilen ödüllerin geçerliliği hakkında.

https://1000kitap.com/neco_z in düzenlediği #28516306 etkinlik kapsamında okudum, herkesi Nobelli yazarlara beklerim.
201 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
2009 ylılı Nobel Edebiyat ödülü sahibi Herta Müller 'in kitaplarını okumak gerçekten güçtür. Yazarın kendine has , tamamen farklı bir yazım uslubu var. Olayları anlatırken sizi zaman ve yer olarak bir gezintiye çıkarıyor. Geçişler ani olduğu için okumaya alışmak ve anlamak biraz zaman alıyor. Bu durum da, gerçekten okuyucuyu yoruyor. Ama anlatılmak istenen olaylar kavrandıktan sonra okumak biraz olsun kolaylaşıyor. Bu yazarın da böyle bir özelliği var işte. Belki de sırf bu özelliğinden dolayı kendisine Nobel ödülü verilmiş olabilir. Bilemiyoruz tabii ki.

Yazarın ilk okuduğum kitabı olan ''Keşke Bugün Kendimle Karşılasmasaydım''isimli eserini çok beğenerek okumuştum. Aynı uslubla yazılmıştı fakat orada sadece tek kişinin yaşantısına odaklanıldığından alışılması ve okunulması daha kolay olmuştu. ''Yürekteki Hayvan''isimli bu kitabında ise esas itibariyle dört kişinin hayatına odaklanıldığından , yazarın uslubuna ve kitaba alışmak biraz daha zor oluyor.

Yazar bu kitabında Romanya'da Çavuşesku döneminde biri kız üçü erkek olmak üzere dört gencin üniversite yıllarında başlayan arkadaşlıkları ve dönemin siyasi çalkantıları içindeki dramatik yaşam hikayeleri anlatılıyor. Tabii ki olaylar etraflarındaki diğer insanlarla birlikte ele alınıyor. Kitap, o dönemdeki baskıcı yönetimin insanların yaşamlarını nasıl etkilediğini ve halkın içine düştüğü çaresizliği ve yoksulluğu harika bir şekilde yansıtıyor.

Peki Çavuşesku kimdir ? diye bir soru soracak olursak ; yaşı kırkın üzerinde olanlar Çavuşesku'yu ve Romanya'nın o dönemini iyi hatırlayacaklardır. Ama daha genç yaşta olanlar için tabii ki bu mümkün değil. Onun için onlara kısa bir bilgi olsun diye çok kısa olan şu videoyu izlemelerini tavsiye ederim.

( https://www.youtube.com/watch?v=be_xsYmCMto )

1989 yılında çıkan Halk ayaklanmasını gün gün televizyonlardan takip eden biri olarak ben de o günleri çok iyi hatırlıyorum. Özellikle Çavuşesku ve eşinin kısa süren ve televizyonlardan yayınlanan yargılanmalarının hemen arkasından orada kurşuna dizilmelerinin görüntüleri beni çok etkilemişti. Ölenler ne kadar eli kanlı diktatörler de olsa böyle görüntüler bizim gibi insanları yine de etkiliyor. O görüntüler hala internet sitelerinde mevcuttur. İsteyen arkadaşlar izleyebilirler. Diktatörlerin çok büyük bir kısmının hayatının bunun gibi veya benzer şekilde sonlanmasına rağmen maalesef günümüzde de dünyanın çeşitli ülkelerinde hala diktatörlerin hüküm sürmesi size de çok ilginç gelmiyor mu ? Neyse bu durum onların ve o ülkelerin sorunu. Bizi ilgilendirmez.

Bir dönemin yaşayanlarının gerçek hikayelerinden kurgulanılarak yazılan bu kitabı ben , yazarın yazım tekniğinden kaynaklanan güçlükler dolayısıyla zorlanmama rağmen beğenerek okudum ve okunmasını da tavsiye ederim.
200 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
2009 yılı Nobel Edebiyat ödülünün sahibi Herta Müller'den ilginç,güzel,sade ve sakin anlatımlı dramatik bir kitap.

Kitapta, esas olarak , 1,5 saat süren bir tramvay yolculuğu anlatılıyor. Ama sanki siz bu bir buçuk saatlik yolculuk sırasında koskoca bir ömrü yaşıyorsunuz. İşte yazarın ustalığı burada ortaya çıkıyor. O kadar güzel kurgulama var ki kitapta, Siz bazen tramvayın içinde oluyorsunuz,bazen şehrin sokaklarında,bazen geçmişte,dağlarda, kırlarda ,kısaca insanın yaşadığı ve yaşayabileceği her yere götürüyor yazar sizi. Kesinlikle sıkılmadan,neredeyse geçişleri bile farketmeden, konuya kendinizi kaptırıp gidiyorsunuz. Bu arada komünist ve baskı rejimi altında yaşayan insanların ruh halleri, birbirleriyle olan, ahlaki olmayanlar da dahil tüm ilişkileri, çektikleri sıkıntılar, uğradıkları psikolojik ve fiziki baskılar, kısaca böyle bir rejimdeki yaşam tarzının zorlukları bize ayrıntılı olarak dramatik bir şekilde
yansıtılıyor.

Ben kitabı beğenerek okudum. Okunmasını da tavsiye ediyorum.
158 syf.
·9/10
Garip bir sanat edebiyat! Bir gün karşınıza edebi bir eser çıkıyor ve kendinizi öyle bir kadının zihninde buluyorsunuz ki kaybolup gidiyorsunuz orada. Yazarın şiirsel anlatımına kapılıp akıyorsunuz kitap sayfalarında.

Müller’in biyografik öğeler taşıyan roman kahramanı Irene tüm açıklığı ve karmaşıklığıyla karşımızda. Tüm algıları açık, hassas ve yalnız bir kadın Irene. Vatanından sürülmüş, geldiği ülkeyi benimsemeye çalışıyor, aslında artık ülkesi olarak ayağındaki ayakkabıyı görüyor. Belki de var olmaya çalışıyor, ya da var olanları anlamlandırmaya, ya da her şeyi sorgulayıp anlamlandırarak bırakıyor boşluğa.
Okuyucunun zihnini allak bullak eden, şiirsel, imgelerle dolu farklı bir anlatımı var yazarın. Cinselliğini anlatırken abartılı tasfire girmeden, süslü erotizmi kullanmadan öylece anlatıyor yazar. Okuyucu bazen düşünüyor bazen utanıyor. Tuhaf işte...

Farklı bir kadın, iki şehir, üç erkek, bir roman “Tek Bacaklı Yolcu”...
201 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10
"Edebiyat bugüne kadar, bir diktatörlüğün ne olduğunu hiç böyle anlatmadı. Yürekteki Hayvan, sürekli korku ve baskı altında yaşama deneyiminin bir öyküsü değil, bir provası." diye yazar kitabın tanıtım bülteninde... Sanırım bundan daha doğru cümleler ifade edilemezdi.

Ülkemizde ilk kez 1997 yılında yayınlanan Yürekteki Hayvan, Herta Müller'in 2009 yılında kazandığı Nobel Edebiyat Ödülü ile birlikte yeniden basılarak, kısa süreli olarak dönemin raflarında öne çıkmıştı. Ben de o yıl bir heves alıp kitaplığımın arkalarında unutmuş bir türlü okuyamamıştım. Kitaplığımdan seçip okumaya başladığım her kitabın bir mesajla, bir anlamla hayatıma girdiğini düşünmüşümdür hep. Bu kitap da aynı bu şekilde oldu. 2016 yılının son günlerinde kitaplığın önünde durmuş, ne okusam diye düşünürken elime aldım ve hiç aklımda yokken tam karşıma çıkan bu kitap benim için şimdiye kadar okuduğum en iyi romanlardan biri oldu.

Herta Müller kitapta Romanya'daki Çavuşesku diktatörlüğü döneminde yaşayan 3 erkek ve 1 kadının arkadaşlığı üzerinden hikayeyi anlatıyor. Alman kökenli Romen kadın karakterin adı kitapta hiç geçmiyor. Bu kadın ve 3 arkadaşı, Edgar, Kurt ve Georg bir şekilde dostluk bağına sarılarak diktatörlük rejimi içerisinde hayatta kalmaya çalışıyorlar. Sürekli takip edilme paranoyası, korku ve baskı gibi yıldırma politikaları karşısında hissettikleri Müller tarafından öyle güzel betimleniyor ki, her bir sayfanın tüm satırlarının altını çizmemek için kendinizi zor tutuyorsunuz. Müller'in kapalı anlatım tekniğine sıklıkla başvurması da bu baskı rejiminde insanların yaşadıkları depresyonu, otosansürle sembolize eden bir tür tercih olarak hikayenin yapısıyla örtüşüyor.

Kitabın ismine gelecek olursak, Almanca aslı "Hertzier" kelimesinin anlamından türetilen Yürekteki Hayvan, her insanın içinde, yüreğinde yatan bir hayvan temsilinden yola çıktığı için tercih edilmiş. Bu anlamda biraz araştırdığımda Türkçe çevirisinin başarısından söz etmemek haksızlık olur. İngilizceye "The Land of Green Plums" yani Yeşil Eriklerin Ülkesi olarak çevrilmesi başlı başına bir hatayken, Türkçedeki çevirisi kitabın ismi ve içeriği açısından son derece başarılı. Bu noktada çevirmen Çağlar Tanyeri'yi yürekten tebrik ediyorum. Okuduğum kitaplardaki çeviri sorunsalı sıklıkla karşılaştığım bir problem olurken, bu kitap gerçekten özgün ve son derece orijinal bir çeviri olarak göze çarpıyor.

Özetle, Yürekteki Hayvan kıymeti bilinememiş bir edebiyat şaheseri, Herta Müller ise 21. yüzyılın en büyük romancılarından biri... Telos Yayınları'ndan çıkan kitabın maalesef baskısı tükenmiş durumda. Sahaflarda ya da şanseseri karşınıza çıkması durumunda mutlaka kütüphanenize eklemeniz ve okumanız gereken bir eser.
158 syf.
·2 günde
Böyle bir romana insan ne yazar? Nereden başlamalı, nerede bitirmeli? Herta Müller insanda kafa bırakmıyor. Saçmalarsam benim suçum değil. Daha önce de yazarın iki romanını okumuştum ve edindiğim izlenimler hiç değişmedi. Kendine has bir tarzı olduğu kesin ve bu kesinlikle benim tarzım değil. Ben böyle bir tarzda yazsaydım belki hoşuma giderdi ama okuyucu açsından resmen bir çile. Şunu anladım ki bu yazarı okumak oldukça zor, anlaması ise daha zor. Sanırım bu tarz yazarın yıllarca Romanya’da diktatörlük rejimi altında yaşamasından ya da öyle bir yaşamın insana neler hissettirdiğini anlatmak istemesiyle alakalı bir şey. Baskıcı bir rejimde insanların söz söyleme hakkı olmadığı gibi sürekli korku içinde, çevreye kapalı bir şekilde yaşamak zorunda kalırlar. Kitaplarındaki cümleler olabildiğince kısa, her türlü duygudan arındırılmış, tek bir fikir ya da düşünce belirtmeyen, soğuk, ruhsuz cümleler... Sanki mekanik bir anlatım var. Yazılanlar sizi kesinlikle bir şey düşün(dür)meye sevk etmiyor hatta bunun önüne geçiyor. Okuyucu da robot gibi hisseder kendini. Cümleler arasında o kadar söylenmesi gereken şeyler var ama her şey eksik. Cümleler zaman ve mekândan bağımsız bir şekilde havada uçuyor resmen. Oldukça deneysel, şiirsel, sürreal bir anlatım. Üstelik anlatım çok yoğun, çünkü gereksiz hiçbir öğeye yer verilmemiş. Olay namına elle tutulabilecek bir şey de yok. Irene isimli orta yaşlı bir kadın sevdiği adamın peşinden Batı Almanya’ya göç eder (burada yazarın hayatıyla bir benzerlik kurulabilir). Kitapta belirtilmemiş olsa da yaşadığı yer Romanya. Almanya’ya göçünden sonra kendini yeni doğmuş bir bebek gibi hisseder. Her şeye yabancıdır . Romanya’da maruz kaldığı travma bir yana, hayatında anlamlı bağlantılar kurma çabası içine girer. Üç farklı adamla olan ilişkisi de pek yürümez. Okumamak size pek bir şey kaybettirmeyecek ancak deneysel bir şeyler okumak isterseniz buyurun efendim.
201 syf.
·2 günde
Herta Müller'in kitapları denince insanın aklına Çavuşesku, Romanya'daki Alman azınlığı, totaliter rejimler, baskıcı bir toplum gibi temalar geliyor. Roman dili olarak da şiirsel, sert, metaforik, her türlü tasvirden arındırılmış bir dil geliyor. Bu dil korkunun yok ettiği bir neslin ve toplumun portresini anlatır bizlere. Ancak itiraf etmem gerek ki bu dil nedense bana keyif vermekten çok eziyet veriyor. Anlatılan olaya ait bilgiler ve açıklamalar resmen bu dil içinde buhar olup gidiyor ve 5N 1K soruları anlamını yitiriyor sonra da ben ne okudum diye kendinize soruyorsunuz: cevap ortada yok.

Öncelikle kitabın arka planıyla başlayalım. Kitap yarıotobiyografik bir özellik içeriyor. (gerçi çoğu kitabı da benzer unsurlara sahip) Yazar Romanya'da bir öğretmen olarak çalıştığı işinden istifa eder ve Romanya gizli polis teşkilatı adına çalışmayı reddettiği için de Almanya'ya döner. Müller romandaki bazı karakterlerin gerçek hayatta tanıdığı kişiler olduğunu itiraf eder. Zaten yazar bu romanını Çavuşesku rejimi altında öldürülen Romanyalı arkadaşları için yazdığını söyler.

Konuyu birkaç cümleyle şöyle özetleyelim. (Müller'i okuyabilmek ve anlayabilmek için her türlü spoiler'ı seve seve kabul ederim) Lola adlı bir kız üniversite eğitimi için Romanya'ya gelir ancak çok geçmeden olumsuz cinsel deneyimler ve umutsuzluklardan dolayı intihar eder ve bunun sonucunda komünist partiden ihraç edilir. Lola'nın oda arkadaşı ve aynı zamanda anlatıcı bu olayın bir intihar vakası olmadığına inanır. Dikkatleri üzerine çekince de üniversiteden ayrılır, rejim ve baskıdan Almanya'ya kaçar. Bu olaya paralel olarak 4 gencin hikâyesine daha tanık oluruz. Bu gençler daha iyi iş ve yaşam fırsatları için kente göç ederler ancak kırsal bir mekânı andıran bu kentte bile diktatörlüğün her türlü izine rastlarlar. Totaliter rejimlerin korkunç sonuçlarının görüldüğü (özellikle komünizm), aile kavramının ve özgürlüğün kaybolduğu, azınlıkların baskı gördüğü, ifade ve düşünce özgürlüğünün olmadığı o yerde bu dört genç hayatta kalma mücadelesi verir ve sonunda hepsinin kaderi farklı şekilde çizilir.

Son bir not düşecek olursak kitap İngilizceye "Yeşil Erikler Diyarı" olarak çevrilmiş. Kitapta da ham eriklere özellikle dikkat çekiliyor. Rejim yanlılarının sürekli ham erik yediğini görüyoruz. Sanırım bu durum da bize oranın açgözlülüğü ve sömürünün hâkim olduğu bir yer olduğunu gösteriyor. Evet, insan haklarının sömürüldüğü ve istismar edildiği bir diyar.
158 syf.
·Beğendi·7/10
Kitabın başından sonuna kadar buram buram Yalnızlıktan yaratılan bir anafor gittikçe etrafınızı sarıyor. Nasıl bir duygu devinimi, nasıl yırtıcı sözcükler, bitirene kadar kendimden geçtim. Karşı cinse duyulan cinsellik duygusu bile hiç bu kadar yalnızlık içeren, paylaşımsız, kederli bir hal alamazdı.

Bir yandan delici bir kendinden geçme durumu varken diğer yandan kimseye bu durumu hissettirmemek, farklılığını dış dünyanın anlamamasını sağlamamakla; "Yabancılığını göstermemek için çaba sarf ediyordu." anlaşılmama korkusu yansıtırken bir yandan da içsel dünyasında adeta yabancılaşmasının tadını çıkarıyordu. "İrene insansız hayal etti kenti. Suyun ve bir sıradağın yakınlarda olduğunu hissetti. Serindi yakınlık. Kaçış olarak düşünülmemişti. İnsanın adım atmak zorunda olmadığı bir yakınlıktı bu. "

Kendi ruh dünyasıyla kalmıyor toplumsal olarak istimlak edilen dünyanın her bir parçasının dekarının içine tükürüyordu. "İşgal edilmiş yerler düşüncelerine o kadar karışıyordu ki, yeni düşünceler için serbest alan kalmıyordu."

Bu kitap fazlasıyla toplumsal yıkımdan kendine pay çıkaran, kendi dünyasında normal kalmayan insanların dramı. Bu kitabı okumak tam bir delilik.
Okuyun, delirin, dünyada akıllılara yer yok.
158 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
“Boşluğa düşme tehlikesi”..Batıya gitmek,batıya gidince parçalanmışlığı yaşamak “hatta gülüşlerine doğuyu gizlemek”
İrene bir yolcu,kökleri olan ama bedeniyle köklerinin ait olduğu yerler aynı olmayan..
Herta Müller,taşlı yollardan çıkıp örülmüş duvarların arasına sızıyor..Ensesinde sürekli farklı nefesleri duyumsayan,bedenlerine yabancılık damgası vurulmuş bireylere ait kelimeler bunlar.Derin ve bir o kadar sessiz..
200 syf.
·19 günde·Puan vermedi
Belki kendimi tamamen vererek okumadım ondan mıdır nedir bilmem, hiç bir şey anlamadım bu kitaptan. Anlayabilene bravo. Çeviri de bir sıkıntı da olabilir tabi. Eklemek istediğim bir şey daha var; galiba bu yazar delirmenin sınırındaydı. Az kaldı okurken ben de delirecektim...

Yazarın biyografisi

Adı:
Herta Müller
Unvan:
Romanya Doğumlu Roman Yazarı ve Şair
Doğum:
Romanya, 1953
Herta Müller (d. 17 Ağustos 1953, Timeşvar) Romanya doğumlu roman yazarı ve şair.
Çavuşesku döneminde Romen halkının yaşamını anlattığı eserleri ile tanınmaktadır. Romancı Richard Wagner ile evli olan Müller Romanya'da gizli servisle çalışmayı reddettiği için işinden olmuş ve 1987 yılında Almanya'ya göç etmişti.
Müller'in, 'Tilki Daha O Zaman Avcıydı' ve 'Yürekteki Hayvan' adlı kitapları Türkçede yayınlandı.
İsveç Bilim Akademisi tarafından yapılan açıklamada, Romanya doğumlu Alman yazar Müller'in 2009 Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandığı açıklandı. Müller'in bu ödülü, "şiirin yoğunluğu ve nesirin açıklığını kullanarak yoksulların dünyasını tasviriyle" aldığı kaydedildi.
Müller bu ödülü kazanan 51. kişi oldu

Herta Müller, Banat Swabian çiftçilerinin kızı olarak Niţchidorf (Almanca: Nitzkydorf)'da Banat'ın Almanca konuşulan bir tarihsel kasabasında doğdu. Onun ailesi azınlıkta olan Romanya Almanları'nın bir parçasıydı. Babası, Waffen SS'de askerlik hizmetini yapmıştı ve annesi Sovyetler Birliği GULAG kampında (köle işçi kampı) İkinci Dünya Savaşı sonrası pek çok yıllarını yaşam mücadelesiyle geçirmişti. Dedesi zengin bir çiftliğe sahip ve tüccardı.

Yazar istatistikleri

  • 23 okur beğendi.
  • 194 okur okudu.
  • 10 okur okuyor.
  • 289 okur okuyacak.
  • 11 okur yarım bıraktı.