Nevzat Güngör

Nevzat Güngör
@Nevzat04
Yazar
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Ağrı/Tutak
53 okur puanı
Şubat 2022 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Puan vermedi
Savaşlarda ne kadar hayvanın öldüğü ya da sakat kaldığının bir önemi yoktur. Yine ne kadar ağacın veya bitkinin yok olduğunun da bir önemi bulunmamaktadır. Savaş insana aittir ve insan kayıpları esastır. Oysa haklı ya da haksız her türlü savaş, en büyük yıkımı doğada gerçekleştirmekle kalmaz, hayvan, bitki ve ağaçlar açısından bir tür ‘soykırım’ durumunu da ortaya çıkarır. Andrey Kurkov’un “GRİ ARILAR” kitabı bu yönüyle dikkat çekicidir. Roman, Ukrayna savaşını ‘gri bölgede’ yaşayan sıradan bir arıcının gözleriyle anlatır. Öyle ya, arıların sınırları, milliyetleri ve de bu tür aidiyetleri yoktur. Ama savaş onları da elbette fazlasıyla etkilemektedir. Roman bağırıp çağırmak yerine usul usul konuşur, hatta bazı yerlerde fısıldamaya başlar. Çok genel anlamda büyük olaylardan söz edilmez. Bekar ve emekli bir arıcının gözlerinden yaşananlar aktarılamaya çalışılırkena, savaş denen olguya yönelik insani eleştiriler çok daha somut bir biçime bürünür. Bu da yazarın en büyük başarısıdır. Edebi ölçüler açısından romanın nitelikli olduğunu söylemek elbette mümkün. Öte yandan olay örgüsünde bir ‘yavaşlık’ da söz konusu, bu da okur açısından bir tür zorlanma durumunu ortaya çıkarabiliyor. Yine tekrarlar var. Özellikle rüya görme olayının birden fazla kez kullanılması romanın ritmini düşürebilmektedir. Buna bazı bölümlerdeki fazlalıkları da eklemek gerekiyor. Romanın çevirisi ise çok iyi. Bu da okur açısından daha zevkli bir okuma durumunu ortaya çıkarabiliyor. #griarılar #sirenyayınları #nevzatgüngör #roman #lidyadurmazgüler
Gri ArılarAndrey Kurkov · Siren Yayınları · 202570 okunma
Puan vermedi
Bu kitap, otobiyografik bir anlatı. Yazar, aile tarihini ve Libya hükümeti tarafından kaçırılan babasının ardından tutmuş olduğu yası anlatırken aslında bir anlamda Libya tarihini de anlatmakta. Üstelikte bunu oldukça sade, duru ve neredeyse şiire yakın bir dille yapmakta. Kitabı okuduğunuzda susuzluğunuzu gidermek için su içiyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz. Yazar, acıyı dramatize etmeden, usul usul anlatıyor. Bir eleştirmen bunu şöyle ifade etmekte: “Bu kitap bağırmıyor, fısıldıyor, ama etkisi çığlıktan daha derin.” Elbette bunda çevirmenin katkısı da oldukça büyük. Yazar, ne uzun uzun mağdur edebiyatı yapıyor, ne de ideolojik bir propaganda üretiyor. Kişisel hikâyesini evrensel insanlık durumuna dönüştürerek okuyucunun da kendisiyle birlikte kayıp babasının arkasından yas tutmasını sağlıyor. Üstelikte bu yas, taş gibi yüreğin üzerine çökmüş bir yas değil. Büyüyor, gelişiyor, bazen iğne gibi batarken bazen de bıçağa dönüşerek o yaralara yenilerini ekliyor! Politik analiz açısından sınırlı bir kitap olsa da (ki buna çokta gerek yok diye düşünüyorum), duygusal ve estetik açıdan gerçekten de güçlü bir kitap. Sayfaları arasında ilerledikçe uzaklardan bir çöl kokusu dolduruyor ciğerleriniz, sonra yasın kendine has o kokusu, ardından da bir kadına erkek ya da çocuğa ait olduğunu bir türlü netleştiremediğiniz ağıt yakan bir ses duyuyorsunuz. Sonrada Ahzab süresinin 72. Ayeti dolduruyor kulaklarınızı: “İnsan çok zalim, çok cahildir…”
DönüşHisham Matar · Siren Yayınları · 2024255 okunma
Puan vermedi
Bu roman açlığın romanıdır. Üstelikte toplama kampına atılmış tutsakların yaşadıkları ölümüne bir açlıktır bu. Yani tutsaklık ile açlık, bu romanda bir araya gelerek bir tür fiziksel ya da ruhsal ölüm fabrikasına dönüşürler. Yazar, açlığı ‘Açlık Meleği’ olarak tanımlar. Bu kutsallığın tersyüz edilmesidir de. Açlık olgusunun mevcut dille anlatılamayacağına inandığından da yeni bir dil ‘icat’ eder. Bu dil şiirselmiş gibi görünür, ama aslında neştere yakın bir dildir. Bir cümleden diğerine gittiğinizde ruhunuza yeni bir yara daha eklenir. Toplama kampı bir tür cehennemdir elbette. Yazar, bu cehennem gözlerinizin önüne sererek bütün totaliter sistemlerin insan ruhunda yarattığı o derin uçurumu görmemizi ister. Üstelikte okur açısından bundan kaçış yoktur. Romanın sayfaları arasında ilerledikçe, tok olmanıza karşın çok acıktığınızı hissedersiniz. Açlık meleği tam da omuzlarınızın üzerinden size bakmaktadır. Tıka basa yedikten sonra bulunduğunuz mekandan çıkarak saatlerce yürümek düşüncesine de direnmeye çalışırsınız. Bu roman, Knut Hamusun’un yazmış olduğu ‘Açlık’ romanı ve Dostoyevski’nin ‘Ölü Evinden Hatıralar’ romanlarını çağrıştırsa da, aslında iki büyük geleneğin içinden geçerek yazılmış özgün bir metindir. Şiirsel ve modernist bir dönüşümüdür. Bu roman ‘iyi edebiyat nedir’ sorusuna verilmiş oldukça net bir cevaptır da!
Soluk SalıncağıHerta Müller · Siren Yayınları · 202571 okunma
Puan vermedi
1983’te Nobel edebiyat ödülü alan William Golding’in yazmış olduğu bu kitap bir ‘kült’ eserdir. Roman, uçak kazası sonucu ‘üst’sınıfa hitap eden bir yatılı okulda okuyan İngiliz erkek çocuklarının
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,2bin okunma
YUNANCA DERSLERİ
Puan vermedi
“YUNANCA DERSLERİ” romanı, 2024’te Nobel Edebiyat ödülü almış Han Kang’ın öne çıkan kitaplarından biridir. Han Kang, bir dönem yazamayacak bir hale gelmiş, yani bir tür dilsizlik durumunu sahiplenmek zorunda kalmıştır. Bu roman, yaşanan o sürecin ürünüdür işte. Kör olmak üzere olan bir öğretmen ile travmalar nedeniyle sesini yitirmiş bir kadının yalnızlığına odaklanır. Körlük ve suskunluk karşı karşıyadır. Yaralı iki yürek vardır ve bu yürekler sonunda ‘çarpışır.’ Bu çarpışma, ‘küçük kıyamet’ de denilebilecek keskin mi keskin bir suskunluk halini ortaya çıkarır sadece. Roman, yavaş bir romandır. Bağırmaz, çağırmaz, yıkmaz ya da koşmaz. Çoğunlukla şiirin kanatlarını takarak bir eli yarasının üzerinde, arkasında her biri okunmayacak ve duyulmayacak bir kelimeye dönüşecek kandamlalarıyla yürür sadece. Boşluklar vardır. Suskunluklar. Okuyucu yüreğiyle o boşlukları ve suskunlukları doldurmaya çalışırken dilin ne olduğunu sorar kendine. Dilsizliğin. Ve Körlüğün de. Yazar, dili ‘bir ok gibi hedefi ıskalayan ama acı veren duyguları taşıyan bir şeydir’ diye tanımlarken aslında dilin sınırlarına işaret etmektedir. Romanın merkezine ölmüş bir dil olan Yunanca Dersleri’ni almış olması da bundadır. Bu roman sessizlik kokan parmak uçlarıyla okuyucunun yüreğine dokunmak isteyen bir romandır. Şu iki cümle bile bunun kanıtı değil midir: ‘Sen olmayan seni, bir tek seni delicesine özlediğim için…’ ve ‘Eğer karlar gökyüzünden yağan bir suskunluksa, belki de yağmur, gökyüzünden düşen uçsuz bucaksız uzun cümleledir…’
Yunanca DersleriHan Kang · April Yayıncılık · 20251,073 okunma