Mesneviyi daha önceden kesit kesit okudum. Aktif olarak sınav senesinde olduğum için yeniden sil baştan başlamak istemedim zamanında aldığım notlarla bu incelemeyi yazacak, mesneviyi dini kitap olarak görenlere bir kaç söz söyleyip usulca gideceğim.
Mevlana dini açıdan bir çok kişiye önder oldu,Mesnevisi de kutsal sayıldı.
Gerçekte Mesnevi ne?
Mevlana mesnevinin başında şöyle der "Mesnevi,alemlerin Rabbinden inmedir!"
Şimdi düşünelim. İnmek derken açıkça vahiyden bahsedilir. Mevlana bir peygamber midir? Hayır. Mevlana'ya vahiy gelebilme şansı var mı? Hayır. Kuran da buna yönelik işaret var mıdır? Hayır. Dolayısıyla Mevlana Allah'ın yerine konuşmuş mudur? Evet. Bu da dinde çok büyük bir günahtır. Bununla ilgili ayetler vardır.
Bunun üzerine, kendisini korumaya çalışan Sufileri de şu biçimde eleştirdi:
"Bu ne yıldız bilgisidir, ne remil, ne de rüya! Tanrı doğrusunu daha iyi bilir ya! Tanrı vahyidir! Sufiler bunu halktan gizlemek için 'gönül vahyi' demişlerdir."
(Mevlana Mesnevi Milli Eğitim Basımevi, 2. Baskı 1953, c 4,beyit 1852-1854)
Mevlana manen isyan da etmiştir ve bunu şu şekilde aktardı:
"Ey Sufiler! Beni rahat bırakın! Mesnevi bir vahyidir, sizin dediğiniz gibi gönül ilhamı falan değildir."
Sufiler aslında yıllardır Mevlana'yı temize çıkartmaya çalıştılar. Mevlana aslında açıkça vahiy olduğunu söylemiştir. Gerçek vahiy değil gönül ilhamı, diyerek savunmaya devam ettiler. Gidin sorun bi Sufiye aynı açıklamayı yapacaktır. Ancak bunu karşılayacak tek bir delil dahi sunamazlar önünüze. Sufilerin tüm bu çabalarına, Mevlana kendisi de tepki göstermiştir.
"Yazıklar olsun o kimselere ki kitabı elleriyle yazıyorlar ve sonra da az bir kazanç elde etmek için 'Bu Allah katındadır' diyorlar. Elleriyle yazdıklarından dolayı yazıklar olsun onlara! Kazandıkları şeyden
Sonunda bitti. Hayatımda okuması en uzun süren kitap oldu. Kuran’ı okumak bile bu kadar sürmemişti. En baştan söylemeliyim ki burada herkesin aksine çok iyi şeyler yazamayacağım.
Konya’da doğup büyümüş olduğum için Mevlana ismine birçok insandan daha fazla aşinayım. Konya’ya gittiğiniz birçok yerde Mevlana sözlerini görürsünüz, Türbe tarafında ve Otogar gibi yerlerde bibloları vb. süs eşyaları görürsünüz. Restoranlarda etli ekmek dışında Mevlana adını verdikleri bir börek bile var. Konya, Mevlana ile özdeşleşmiş bir şehir. İnsanı öyle değil tabi. Genelleme yapmak istemesem de ne yazık ki birçoğu Cumhuriyet, Laiklik ve Atatürk düşmanı, şeriatı, hilafeti savunan tipler. Ne kadar çok tartışmaya girmişimdir bu tiplerle sayamam. Ama değişiyor. Yeni nesil farklı geliyor. Neyse konu Konya değil. Asıl olaya dönelim.
Benim çocukluğumda dindar bir şekilde geçti. Tabi okudukça insan sorgulamaya başlıyor. Sorguladıkça düşünceleri şekilleniyor. Bu yaşıma kadar çok çeşitli ortamlarda bulundum ve dindarlık kısmımdan pek bir emare kalmadı. Hiç kalmadı hatta. Eğer bu kitabı o dindar dönemde okusaydım olaylara büyük ihtimalle daha farklı bakardım. Fakat şuan bakınca eser hakkında çok iyi yorumlar yapamayacağım. Evet, bu kadar şeyden sonra kitaba geçiyorum şimdi.
Öncelikle din hoşgörü ile öğretilir. Biz bunu duyduk. İslam, hoşgörü dini derler ya hani. Mevlana eserlerinde hakaretler savurarak, kaba bir üslup kullanıyor. "sen ahmak bir eşeksin" gibi bir anlatım için bana güzelleme yapmayın lütfen. Hadi bunu anlattınız peki argo, bel altı anlatıma ne diye anlatacaksınız? Neyi kastettiğimi anlamak için Delkak ve Cüsseli Ibne hikâyeleri bunlara örnek. Ya da kabak hikâyesi... Ya da aslanın karşısına aleti dimdik çıkan, sonra kadının çadıra geçen, kadında onu öyle görünce kendinden geçip
Mesnevi başka alemlere açılan gizli bir kapıdır. Siz onu okuduğunuzu sanırken o sizi okur. Her ilk yardım dolabında bir mesnevi olması gerekir. Hazretin aşk deryasına dalmadan bize bıraktığı son nefesidir.
Okumasını tavsiye ederim bol bol ibretlik hikayelerle dolu,
Hikayelerden hayatımıza örnek ve olaylardan ders çıkarmak için bol bol okuyunuz ki daha sonrasında pişmanlık duygusu sizi pençesine almasın....
Herkese Keyifli Okumalar Dilerim.
MesneviMevlana Celaleddin-i Rumi · Panama Yayıncılık · 20134,243 okunma
Edebiyat'ın zirvesi olarak gördüğüm uçsuz bucaksız külliyat.Genelde nasihat üzerine olup daha çok Kuran tefsiridir.Muhteşem metaforlarla okuyucuyu kitabın içerisinde manevi bir gezintiye çıkarıyor.Her cilti tekrar tekrar okunulası..
aşk kime benzer?" dedi
aşk bir neyzene benzer dedim
aşk bir neyzene benzerse biz neyiz?
evet dedim çok doğru
aşk bir neyzene benzerse, biz ney’iz..
Mevlana Celaleddin-i Rumi
Bir rüya üzerine okumaya karar verdiğim ama okuduğum zaman günlük hayatımda bana katacağı farklılığı taşımaya hazır olmadığım için yıllarca okuyamadığım kitap. Ve sonunda okudum. Bu kitapla ilgili inceleme, yorum yapmayı kendimce doğru bulmuyor ve herkese okunmasını tavsiye ediyorum. İçerisinde barındırdığı mesajların yavaş yavaş, tane tane ruhumuzu beslemesi dileğiyle.
MesneviMevlana Celaleddin-i Rumi · Panama Yayıncılık · 20134,243 okunma
Hakikat, Yaradan'ın elinde bir aynaydı, düştü ve paramparça oldu. Herkes eline bir parça alıp baktı ve hakikati bulduğunu sandı...Ten elbiseye benzer. Elbiseye yapışıp durma, koş da diken ustayı ara. Aşk nasip işidir hesap işi değil. Aşk adayıştır arayış değil. Sen adanmış ve yanmışsan bu uğurda aşk sana uzak değil! Mevlana Celaleddin-i Rumi
Her gencin okuması gereken harikulade bir kitap.Hepinize tavsiye ediyorum.Tabi şimdi ki gençler bu kitapların farkında değiller bu arada kitap 800 syf.
Mevlanayı tanımak için mutlaka okunması gereken bir kitap. Biraz ağır ilerliyor tabi ki, bilmediğimiz konular, hikayeler, ayetler, hadisler..
Benim için verimli bir okuma oldu. Ancak şunu belirtmeden geçmeyeyim. Mevlanayı okumak akıldan çok ruha hitap ediyor. Anlamak, algılamak, anlamlandırmak ve sindirmek gerekiyor.
İslamla, tasavvufla, felsefeyle, dinler tarihiyle ve 'insan'la ilgilenen herkese tavsiye edeceğim olağan üstü bir metin...
Bundan sonra yapacağım da, ara ara, bu metinden küçük alıntılar paylaşmak.
Benim için Mükemmel bir kitap okuduğum halde tekrar tekrar okurum. Bu kitabı değerlendirmek için insanın her yönden belli bir düzeyde olması gerekir. Hala insanlara yol Gösteren yaşayan bir kitap.
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında 'Bilginlerin Sultânı' ünvanını almış olan Hüseyin Hatibi oğlu Bahâeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.
Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrıldı.
Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Feridüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Feridüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.
Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kufe yolu ile Kâ'be'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Musâ'nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.
1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.
Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.
Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini
muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni ikametlerine tahsis ettiler.
Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu Sarayının Gül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolundu.
Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.
Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizi ile karşılaştı. Mevlâna Şems'de 'mutlak kemâlin varlığını' cemalinde de 'Tanrı nurlarını' görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.
Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizi'nin yerini doldurmaya çalıştılar.