Bir kitab insanı dinlendiriyorsa ve anlatmak istediği duygu ve düşünceyi okuyucuya iyice yansıtabiliyorsa bence o kitab çok güzel bir kitabtır benim içinde mesnevi çok güzel bir kitabdır her cümlenin altını çizerek okudum ve aslında hani derlerya insana yol gösteren kitablar hangileri diye mesnevî gösterebilirim sanki hikayeler bölünmeyip daha derli toplu yazılsa hikayeleri okurken kafam karışmazdı diye düşünüyorum islamı merak edenler ve yaşamak isteyenler mevlanayı mesnevîyi okusunlar çok güzel sözler ve muhteşem bir kişisel gelişim kitabı belkide konu muhteşem olunca kitabta muhteşem oluyordur
Mevlana’nın, dünyanın dört bir yanına dağılan, bahsettikleri ile insanların ufkunu açan Mesnevi’ye merhum Tahir’ül Mevlevi kadar güzel yaklaşan ve anlatan olmamıştır.
Mevlana Celaleddin-i Rumi Kitabı beğendiniz mi?
Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin Mesnevi’si, İslami tasavvufun hem teorik hem pratik yönlerini içeren, özgün bir külliyat olarak akademik çalışmalara zengin malzeme sunmaktadır. Metin, derin metaforları ve sembolizmiyle, insanın varoluşsal sorgulamalarına cevap verirken, aynı zamanda tasavvufî yöntemlerin özünü aktarmaktadır. Bu eseri hem edebi hem de felsefi açıdan değerlendirerek, tasavvufi düşüncenin sistematik ifadesi olarak nitelendirmek mümkündür.
Diğer okurlara tavsiye eder misiniz?
Kesinlikle. Özellikle İslami tasavvuf, mistisizm, klasik Fars edebiyatı ve İslam felsefesi alanlarında çalışan akademisyenler, öğrenciler ve meraklılar için vazgeçilmez bir başvuru kaynağıdır. Mesnevi, insanın ruhsal yolculuğunu ve nefsin terbiyesini konu edinen bir rehber olarak akademik literatüre derinlik kazandırır.
Kitabın Konusu ve Tasavvufi İçeriği
Mesnevi, altı ciltlik didaktik şiirler topluluğudur ve klasik tasavvufun temel kavramları olan vahdet-i vücud, aşk, fenafillah, beka gibi kavramları somut ve mecazi hikayelerle işler. Mevlânâ, sembolik dil kullanarak insanın nefs mücadelesini, zahir ve batın arasındaki ilişkiyi ve insanın ilahi hakikate ulaşma sürecini derinlemesine anlatır.
Eserde geçen hikayeler, alegorik yapısıyla sadece bireysel değil, toplumsal ve kozmik düzeyde anlamlar taşır. Bu yönüyle Mesnevi, sadece bir edebi eser değil, aynı zamanda manevi eğitim kitabı ve felsefi metindir.
Akademik Alıntı:
“Gel, ne olursan ol, yine gel...” ifadesiyle Mevlânâ, tasavvufun kapsayıcı ve merhametli özünü vurgular; insanı olduğu haliyle kabul eden bu yaklaşım, ilahi aşkın temelini oluşturur. Bu cümleler, tasavvufun esasında sınır tanımayan hoşgörü ve insan merkezli felsefesinin ifadesidir. Mesnevi
Her okuyuşunuz da farklı bir anlam çıkaracağınız mükemmel bir kitap , hikayelerin birbiri ardına girift bir şekilde girmesi olaylara bakış açısı gerçekten yolunuza Işık tutacak bir kitap
Tür: Din, islam, tasavvuf
Sayfa sayısı: 1032
"Ömrümün özeti şu üç sözden ibarettir: Hamdım, piştim, yandım."
Mevlânâ
Mevlana Celaleddin Rumi, İslâm ve tasavvuf dünyasında tanınmış bir düşünce adamı ve Mevlevî yolunun öncüsüdür. “Rûmî” adı, Anadolu’ya yerleşip orada yaşadığı için (o dönemde Anadolu’ya “Diyarı-ı Rûm” deniliyor) “efendimiz” mânâsına gelen Mevlânâ ise, kendisine karşı duyulan büyük saygının belirtisi olarak verilmiştir.
Mesnevi 25.700 beyitten oluşur. Fakat ilk on sekiz beyit Mesnevi'nin anahtarı gibidir. Çünkü Mevlana, ilk 18 beyti bizzat kendisi yazmıştır. Bu nedenle 18 beyit ve 18 sayısı Mevleviler arasında kutsal sayılmıştır.
Mevlana Mesnevi'ye Dinle yani "Bişrev“ diye başlar. Neden Bişrev? Çünkü Tasavvufta ‘b’ harfinin özel bir yeri vardır ve Kur’an'daki her sure ‘b’ harfi ile başlar. (Tevbe suresi hariç)
‘B’ sırrı ile ilgili Hz. Ali’ye şu söz atfedilir;
”Allah’ın tüm sırları semavi kitaplardadır. Semavi kitaplarda ne varsa Kuran’da, Kuran’da ne varsa da Fatiha’dadır. Fatiha’da olan her şey besmelede ve besmelede olan her şey besmelenin b’sindedir. Ve ben b‘nin altındaki noktayım.”
Mesnevi'nin ilk 18 beyitini buraya bırakalım.
Dinle bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor:
Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımdan erkek, kadın… herkes ağlayıp inledi.
Ayrılıktan parça parça olmuş kalp isterim ki, iştiyak derdini açayım.
Aslından uzak düşen kişi, yine vuslat zamanını arar.
Hamdım, piştim, yandım
Bu üç cümleden ibarettir Hayat. İnsan hamdır, nefis ile mücadelesi ile başlar pişmesi, taki Allah'dan gayri herşeye Lâ diyerek başlar sanırım yanması
Aslında ne desem nasıl desem bilemiyorum zira bu eseri anlatmak okumak idrak etmek çok zor hep bir yani eksik kalıyor. Seneler içinde bir çok versiyonu okudum kısa uzun demeden ama ilk kez orijinaline sadık eseri okuyunca çok farklı bir deneyim oldu. Tahir-ül Mevlevi gerçekten çok uğraşmış mutlaka okuyun.
Dinle (Bişrev)
"Ömrümün özeti şu üç sözden ibarettir: Hamdım, piştim, yandım." Mevlânâ Mevlana Celaleddin Rumi, İslâm ve tasavvuf dünyasında tanınmış bir düşünce adamı ve Mevlevî yolunun öncüsüdür. “Rûmî” adı, Anadolu’ya yerleşip orada yaşadığı için (o dönemde Anadolu’ya “Diyarı-ı Rûm” deniliyor); “efendimiz” mânâsına gelen Mevlânâ ise, kendisine karşı duyulan büyük saygının belirtisi olarak verilmiştir. Mesnevi 25.700 beyitten oluşur. Fakat ilk on sekiz beyit Mesnevi'nin anahtarı gibidir. Çünkü Mevlana ilk 18 beyti bizzat kendisi yazmıştır.Bu yüzden 18 beyit ve 18 sayısı Mevleviler arasında kutsal sayılmıştır. Mevlana Mesnevi'ye Dinle yani "Bişrev“ diye başlar. Neden Bişrev? Çünkü Tasavvufta ‘b’ harfinin özel bir yeri vardır ve Kur’an'daki her sure ‘b’ harfi ile başlar. (Tevbe suresi hariç) ‘B’ sırrı ile ilgili Hz. Ali’ye şu söz atfedilir; ”Allah’ın tüm sırları semavi kitaplardadır. Semavi kitaplarda ne varsa Kuran’da, Kuran’da ne varsa da Fatiha’dadır. Fatiha’da olan her şey besmelede ve besmelede olan her şey besmelenin b’sindedir. Ve ben b‘nin altındaki noktayım.” "Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor; ayrılıkları nasıl anlatıyor. Diyor ki: Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımla erkek de ağlayıp inlemiştir, kadın da. Ayrılıktan parça parça olmuş bir gönül isterim ki iştiyak derdini anlatayım ona. Aslından uzak kalan kişi, buluşma zamanını arar durur. Ben her toplulukta ağladım, inledim; iyi hallilerle de eş oldum, kötü hallilerle de. Herkes kendi zannınca dost oldu bana; İçimdeki sırlarımı ise kimse aramadı. Benim sırrım, feryâdımdan uzak değil; fakat gözde, kulakta o ışık yok." Mevlana'nın en önemli eseri olan Mesnevi, 1259-1261 yılları arasında yazılmaya başlanıp, 1264-1268 yılları arasında sona ermiştir. Eser bizzat Mevlanâ tarafından kaleme
Tasavvuf dininin kitabı!! O kadar okuyan kişi kitaptaki sapıkça düşüncelere neden değinmiyor anlamış değilim.
İnsan ile hayvanın cinsel ilişkisinin güya(!) dini bir kitapta anlatılmasının amacı nedir??
Kitabın mevlanaya vahyedildiğinin yazması zaten apayrı bir boyut...
Merak edip okumak isteyenler için;
Kırkanbar yayınları baskısında her ne kadar " gençler için sadeleştirilmiş Türkçesi ile" ifadesi yer alsa da dili oldukça ağır ve eski kalıyor. Çok daha sade bir dil için Doğan Kitap baskısından okumak daha mantıklı olacaktır.
Ben Mesnevi'yi okumadan önce 3 kutsal kitabı da okumuştum. Merak eden arkadaşlar için öncelikle 3 kutsal kitabı okumaları yada sadece Mesnevi'den hikayeler kitabını okumalarını tavsiye ederim. Aksi halde eserde geçen pek çok olay ve referans gösterilen ayetlere ilişkin bilginiz olmayacak yahut araştırmak zorunda kalacaksınız.
Benim esere 6 puan verme ve fazla beğenmeme sebep olan şey de bu. Zira eserde örnek gösterilen bazı olaylar ve kişiler kutsal kitaplarda aktarılanlardan farklı yorumlanmış. Bu haliyle beni tatmin etmedi. Hem Türkçe oluşu hem de sık sık eski kelimelere bakmak zorunda olmam da anlatımda bütünlüğü korumamı ve anlamamı zorlaştırdı.
Bunun dışında eserde yer alan hikayelemeler ve ayet yorumlamaları tatmin ediciydi.
Kitabın baskı kalitesi ve tek cilt oluşu beni biraz korkutmuş olsa da Kırkambar yayınları bu konuda iyi bir iş çıkarmış. Dayanıklılık ve malzeme kalitesi oldukça iyi.
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında 'Bilginlerin Sultânı' ünvanını almış olan Hüseyin Hatibi oğlu Bahâeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.
Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrıldı.
Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Feridüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Feridüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.
Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kufe yolu ile Kâ'be'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Musâ'nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.
1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.
Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.
Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini
muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni ikametlerine tahsis ettiler.
Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu Sarayının Gül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolundu.
Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.
Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizi ile karşılaştı. Mevlâna Şems'de 'mutlak kemâlin varlığını' cemalinde de 'Tanrı nurlarını' görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.
Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizi'nin yerini doldurmaya çalıştılar.