Bir Sevgili âşıkına sordu..
Beni mi çok seviyorsun, kendini mi..?
Âşıkı şöyle cevap verdi..
Ben kendimden ölmüşüm, Seninle diriyim..!
Kendimden, kendi varlığımdan, kendi sıfatlarımdan geçmişim..!
Yok olmuşum, Seninle dirilmişim..!
Kendi bilgimi unutmuşum..!
Senin bilgin ile bilgin olmuşum..!
Kendi gücümü, kuvvetimi hatırdan çıkarmışım..!
Senin gücünle güçlenmişim..!
Kendimi seversem, Seni sevmiş olurum..!
Seni seversem, kendimi sevmiş sayılırım..!
Sıfatlarıma bürünüp halka görün..!
Seni gören beni görmüş olur..!
Seninle buluşmak isteyen..
Seninle buluşan, benimle buluşmuştur, demiştir..!
MesneviMevlana Celaleddin-i Rumi · Doğan Kitap · 20154,243 okunma
Mesnevi,Mevlana Celaleddin-i Rumi
Orjinali farsça olan bu uzun eser din ve kültürden öte dili ve içindeki kıyasi anlatı ile ölümsüzleşiyor. İlk okduğunuz anda kitabın zaten dili ile ilmi olduğu kadar göksel bir eser olduğunu fark ediyorsunuz.
"Ey zengin kişi! Sen toksun; aklını başına al da dertli bir fakirin
çarpık ve yanlış hareketine gülme."
Mesnevinin 10 küsür bin beyitinin tamamına vakıf olan aruz akıcı bir anlatım ile sizi bugünden alıp binlerce yıllık süreçte bir bir geziye çıkarıyor.
"Nasıl ki bazı varlıklı kişilere, zenginlere şükretme duygusu verilmediği gibi.
"Bir hadislerinde yüce Peygamberimiz; "Sizin dertleriniz, günahlarınız, devânız da tövbe ve istiğfârınızdır." diye buyurmuşlardır."
Dİni olduğu kadar insani bir eser benim için insanı temsil ediyor. İnsana ait olan iyi ve kötü ne varsa tek vücut halinde sayfalara temsil ediyor.
"İnsanı inciten kişinin, Allah'ı incittiğinden haberi yoktur.
O bilmiyor ki bu küpün suyu, Hakk ırmağının suyu ile birleşmiştir."
İyi okumalar...
-Furkan DOLGUN
Büyük hayal kırıklığına uğradım okumayı çok istediğim bir kitaptı ama çeviri yapanın rabbimizin güzel ismi Allah varken heryere tanrı yazması beni çok üzdü maalesef okumadan iade edicem
MesneviMevlana Celaleddin-i Rumi · Doğan Kitap · 20154,243 okunma
Mevlana'yı Mevlana yapan, herkesin okuması ve kitaplığında bulunması gereken harika bir eser olarak dikkat çekiyor. Farsça ve aruz ölçüsü kalıplarıyla kaleme alınan kallavi bir eser...Çünkü altı cilt ve 25618 beyitten oluşuyor. Dilin karmaşıklığına rağmen, eseri olabildiğinde sade buldum. Yani Türk romanları gibi bir yalınlık değil; lakin okuduğunuzu anlayıp o eserin derinliğine hakim olabiliyorsunuz. Didaktik ve sorgulatıcı özellikleri ağır basıyor. Konu olsrak açabilmem zor, çünkü Mevlana hayatın içindeki her şeyi eserine koymuş. Bunları ayetler, hadisler ve gerek kurgu gerek gerçek hikayeleriyle dokumuş. İnsanı iyisiyle, kötüsüyle, her yönüyle anlatmış. Varlık sorununa tüm derinliğiyle değinilmiş.
Kitap ilk başlarsa biraz zorluyor. Kah bunaltma diyebilirsiniz kah ağır geliyor tercih sizin. Sonraları içine girdikçe ve farkına vardıkça sizi çekiyor .kesinlikle pür dikkat okunması gereken bir kitap ve kesinlikle okuyun..hayaya yön veren rehber bir kitap olacaktır..
MesneviMevlana Celaleddin-i Rumi · Doğan Kitap · 20154,243 okunma
insanın, hayatta tek kitap okuma hakkı olsaydı bu kitabı okuması gerekirdi. kıssalarla, hayatınızı değiştirecek dersler veriyor. hem dini bir kitap, hem de tam anlamıyla bir kişisel gelişim kitabı, üstelik o palavralarla dolu olanlardan değil. mutlaka okuyun. hayatın anlamını bulacaksınız. hayatı anlama seviyeniz kat kat yükselecek...
MesneviMevlana Celaleddin-i Rumi · Doğan Kitap · 20154,243 okunma
Hepimizin bildiği ama bütün olarak karşılaşmadığı Mesnevi.
Bu baskıda Mesnevi, kolay anlaşılır dil ve açıklamalarıyla birllikte biz okurlara sunulmuş. Hayat ve yaşama dair her alanda aydınlatıcı ve sorgulayıcı.
Okudum,okudum, okudum....
her günüme eşlik etti uzun zamandır... Bazen mutlu anlarımda bazen sıkıntılı anlarımda bazen gece uykudan uyanıp, bazen uyku tutmadığında, bazen bir sohbet esnasında çıkarıp, çevirip sayfaları okudum. Mana aradım yaşadıklarıma bazen Mesnevi'nin içinde, bazen de mana çıkardım yaşadıklarımdan Mesnevi'den... Eksik olduğumu değil hiç tamamlanamayacağımın korkusunu yaşadım bazen. İnsan olduğumu değil iyi bir insan olamayacağımın korkusunu da tabi.
Vicdanımla çok yalnız bıraktı beni, hatalarımla çok yüzleştirdi. Doğru bildiklerimden şüphe ettirdi çoğu zaman da.. Ama hep yol gösterdi okuduğum her kelime her cümle. Okudukça şanslı hissettirdi bana kendimi. Cesaret edememiştim başta okumaya çünkü. ya anlamazsam diye ya anlayıp ders çıkarmazsam diye.
Yanlış yaşanmışlıklara en doğru dokunuşlar var her kelimesinde.. Hele de inanan biriysen Yüce Allah'ın varlığına.
Okudum bitirdim ama; her anımda dönüp açıp sayfaları unutmamak ve her an hatırlamak için okumaya devam edeceğim.
Derinlemesine ve hassasiyetle tercümesini yapan merhum Şefik CAN' a Allah'tan rahmet diliyorum.
Mevlana Celaleddin-i Rumi'yi eksik etmeyin hayatınızdan.
Mesneviyi daha önceden kesit kesit okudum. Aktif olarak sınav senesinde olduğum için yeniden sil baştan başlamak istemedim zamanında aldığım notlarla bu incelemeyi yazacak, mesneviyi dini kitap olarak görenlere bir kaç söz söyleyip usulca gideceğim.
Mevlana dini açıdan bir çok kişiye önder oldu,Mesnevisi de kutsal sayıldı.
Gerçekte Mesnevi ne?
Mevlana mesnevinin başında şöyle der "Mesnevi,alemlerin Rabbinden inmedir!"
Şimdi düşünelim. İnmek derken açıkça vahiyden bahsedilir. Mevlana bir peygamber midir? Hayır. Mevlana'ya vahiy gelebilme şansı var mı? Hayır. Kuran da buna yönelik işaret var mıdır? Hayır. Dolayısıyla Mevlana Allah'ın yerine konuşmuş mudur? Evet. Bu da dinde çok büyük bir günahtır. Bununla ilgili ayetler vardır.
Bunun üzerine, kendisini korumaya çalışan Sufileri de şu biçimde eleştirdi:
"Bu ne yıldız bilgisidir, ne remil, ne de rüya! Tanrı doğrusunu daha iyi bilir ya! Tanrı vahyidir! Sufiler bunu halktan gizlemek için 'gönül vahyi' demişlerdir."
(Mevlana Mesnevi Milli Eğitim Basımevi, 2. Baskı 1953, c 4,beyit 1852-1854)
Mevlana manen isyan da etmiştir ve bunu şu şekilde aktardı:
"Ey Sufiler! Beni rahat bırakın! Mesnevi bir vahyidir, sizin dediğiniz gibi gönül ilhamı falan değildir."
Sufiler aslında yıllardır Mevlana'yı temize çıkartmaya çalıştılar. Mevlana aslında açıkça vahiy olduğunu söylemiştir. Gerçek vahiy değil gönül ilhamı, diyerek savunmaya devam ettiler. Gidin sorun bi Sufiye aynı açıklamayı yapacaktır. Ancak bunu karşılayacak tek bir delil dahi sunamazlar önünüze. Sufilerin tüm bu çabalarına, Mevlana kendisi de tepki göstermiştir.
"Yazıklar olsun o kimselere ki kitabı elleriyle yazıyorlar ve sonra da az bir kazanç elde etmek için 'Bu Allah katındadır' diyorlar. Elleriyle yazdıklarından dolayı yazıklar olsun onlara! Kazandıkları şeyden
Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan Ülkesi'nin Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna'nın babası Belh Şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında 'Bilginlerin Sultânı' ünvanını almış olan Hüseyin Hatibi oğlu Bahâeddin Veled'tir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.
Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'den ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'I-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'den ayrıldı.
Sultânü'I-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış mutasavvıf Feridüddin Attar ile de karşılaştılar. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Feridüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.
Sultânü'I Ulemâ Nişabur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kufe yolu ile Kâ'be'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra, dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldiler. Karaman'da Subaşı Emir Musâ'nın yaptırdıkları medreseye yerleştiler.
1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'/-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldılar. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adlı iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun'u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerrâ Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ile Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.
Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devleti'nin egemenliği altında idi. Konya'da bu devletin baş şehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve Devletin hükümdarı Alâeddin Keykubâd idi. Alâeddin Keykubâd Sultânü'I-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.
Bahaeddin Veled Sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldiler. Sultan Alâeddin kendilerini
muhteşem bir törenle karşıladı ve Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni ikametlerine tahsis ettiler.
Sultânü'l-Ulemâ 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak, Selçuklu Sarayının Gül Bahçesi seçildi. Halen müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'ndaki bugünkü yerine defnolundu.
Sultânü'I-Ulemâ ölünce, talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Vaazları kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.
Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizi ile karşılaştı. Mevlâna Şems'de 'mutlak kemâlin varlığını' cemalinde de 'Tanrı nurlarını' görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü.
Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizi'nin yerini doldurmaya çalıştılar.