feminist eleştiri, kendisine dek hiçbir edebi yaklaşımın metodolojisine dahil etmeyi akıl etmediği bir analitik araç kullandı: Kültürel olarak belirlenen cinsiyet.
Sanki kadınlık "ufalmak" sanatıyla ölçülürmüşçesine (Berberice'de dişi kelimeler, küçültme sıfatıyla gösterilir), kadınlar bir tür görünmez hapis içerisine kapatılmıştır (başörtüsü bunun sadece görünen kısmıdır); bu kuşatma onların bedensel hareketleri ve yer değiştirmeleri için ayrılan alanı kısıtlar, buna mukabil erkekler bedenleriyle daha fazla mekân kaplar, özellikle de kamusal alanlarda. Bu sembolik hapis pratik olarak kıyafetle sağlanır; eski zamanlarda daha da belirgin olduğu üzere, kıyafet, bir yandan bedeni saklarken, diğer yandan da onu sürekli olarak terbiyeye çağırır (etek, papaz cübbesi ile tamamen benzeşen bir işleve sahiptir), öyle ki bir emir veya yasağın açıkça dile getirilmesine bile gerek yoktur ("annem bana hiçbir zaman ba caklarımı ayırmadan oturmam gerektiğini söylemedi”). Kıyafet ya çeşitli yollarla hareketi sınırlar (yüksek topuklar ya da elleri sürekli meşgul eden çantalar, özellikle de her tür faaliyetten -koşmak, farklı biçimlerde oturmak vb.- caydıran ya da men eden etekler yoluyla), yahut da bitmek bilmeyen tedbirler almayı gerektirir (fazla kısa bir eteği sürekli çekiştiren, göğüs dekolteleri fazla açılmasın diye yakalarını tutan, veya yere düşen bir şeyi almak için gerçek bir cambazlık sergilemek zorunda kalan kadınlar gibi). Bedenin böylesi tutulma biçimleri, kadınlara uygun düşen ahlaki kısıtlılık ve ölçülülük ile sıkı sıkıya ilişkilidir ve kıyafet kısıtlaması ortadan kalktığında dahi, nerdeyse gayrıiradi olarak, kendilerini dayatmaya devam ederler (pantolon ve alçak topuklu ayak kabı giymiş olsa bile hızlı küçük adımlarla yürüyen bir kadını düşünün). Gevşek hal ve tavırlar ise -sandalyede arkaya yaslanıp sallanmak veya ayaklarını masanın üstüne koymak benzeri- özellikle yüksek statülü kimi erkekler için güç veya hemen hemen aynı anlama
Şurası bilinmelidir ki, "kurbanı suçlamak” için yararlanılan "itaatkâr" yatkınlıklar nesnel yapıların ürünüdür ve bu yapılar etkili olmalarını tetikledikleri ve üretimine katkıda bulundukları yatkınlıklara borçludur. Sembolik güç, ona maruz kalanların katkısı olmaksızın hayata geçirilemez ve onların bu güce maruz kalmalarının sebebi de onu bu şekilde inşa etmiş olmalarıdır.
Erkeklerin, toplumsal olarak aşağı şeklinde tanımlanan kimi görevleri alçalmadan yerine getirmeye tenezzül etmelerinin mümkün olmaması bir yana (zira bir erkeğin bunları yapması kabul edilemez), aynı işler bir erkek tarafından gerçekleştirildiğinde asil ve meşakkatli addedilirken, kadınlar tarafından gerçekleştirildiğinde basit ve değersiz olurlar. Şef ile aşçı ve modacı ile terziyi birbirinden ayıran fark da bunu ispatlar; kadınsı olarak nam salmış işlerin erkekler tarafından sahiplenilmesi ve özel alan dışında icra edilmesi, bu işlerin soylu ve yüce olarak görülmesi için yeterlidir