"-Usta!..."
Alaeddin döndü kömürcü İsmail'e :
"-Ne var İsmail?"
"-Usta ne olacak bu harbin sonu?"
"-İyi olacak."
"-Nasıl yani?"
"-Yemekli vagonda rakı içeceğiz."
"-Biz mi?"
"-Biz."
"-Kömürü kim atacak,kim sürecek makinayı?"
"-Onu da biz."
"-Alayı bırak usta,kim kazanacak?"
"-Biz..."
İsmail hiçbirşey anlamadıysa da üstelemedi.
Çok siyah ve çok kalın kaşlarıyla oynadı biraz
sonra :
"-Ustam,"dedi,
"bir sualim daha var.
Şu gördüğün raylar dolanır mı bütün dünya yüzünü?"
"-Dolanır."
"-Demek ki harp olmasa,
ama yalnız harp değil,
hudutlarda sorgu sual sorulmasa,
rayların üzerine saldık mı makinayı
dünyanın bir ucundan öbür ucuna varır."
"-Deniz dedi mi durur."
"-Gemilere binersin."
"-Tayyare daha iyi."
İsmail güldü.Kırıktı ön dişlerinden biri.
"-Ben tayyareye binemem usta,anamın vasiyeti var."
"Benim sevdiğim sadece bir yıldız var"dedi Mihail,o da Venüs...Şafağın habercisi...Şairlerin sevdiği...Biliyor musunuz onu neden severim?.Çocukken bir yerde okumuştum,simyacılar Venüs'ün güneşten aldığı enerjinin üçte birini dünyaya gönderdiğine ama kendisinin dünyadan çok daha fazlasını aldığına inanırlarmış.Onun için dünyanın ruhu Venüs'ün ruhuna tabiymiş.Denenmiş bilgiden çıkan özbeöz hayat ruhu...Bu mit benim zevkime tam olarak hitap ediyor ama eminim Sergey bir şiir tercih eder : Gel,benimle yas tu,ey Ay!.Hüznün yoldaşı..."
"Evleninceye kadar,evleneceğim kadını,sevmemin gerekli olduğunu öğrettiler bana.Ezberletilmiş marş gibi.Oysa evlendikten sonra,gerçekler,sevgiyi yuttu.Buna karşın,bugün bile,sevdiğimi söylüyorsam,ilk yıllara göre daha değerli olmalı bence."