Ana babanın sevinci, üzüntü ve korkuları gibi gizli kalır. Sevinçlerini sözle anlatamazlar. Üzülüp korktuklarını da söylemek istemezler. Çocuklar, yorgunluğu hafifletirlerse de acıları şiddetlendirirler, hayat gailesini arttırırlar, ölüm düşüncesini de azaltırlar.
Medeniyetlerin kalbinde uygarlığın tüm baskılarına, askerî kuvvetlerinin ezici yoğunluğuna, adaletsizliğine, çektirdiği acılara rağmen dünyaya umut olacak bir şeyin bulunduğuna inanıyordu ve herhangi bir milletin taşrada yaşayarak, sürekli avlanıp kitaplara, sanata ve hayatı renklendiren her şeye uzak kalarak sonsuza kadar bu büyük gelişmeye karşı koyup onu engelleme umudu, medeni ruhuna darbe vuruyordu.
"Onların adamları yeteri kadar zalim değil, sıkıntı burada. Hepsi güçsüz şehir insanı, gerçek bu. Hepsi öğretmen, fabrika işçisi, öğrenci; onlar medeni insanlar. Elleri kalem tutar, ağızları laf yapar, her türlü şeyi yaparlar ama konu savaş oldu mu hepsi zavallı acemilerdir. Fiziki dayanma güçleri yoktur ve savaşın olayı da budur. Açık havada bir gece bile uyumamışlardır, su şirketlerinin temiz suları dışında su içmemişlerdir, biberonlarını bıraktıkları günden beri günde üç öğünden az yemek yememişlerdir. Süvarilerinin yarısının altı ay önce askere yazılana kadar hiç ata binmediği belli. Atlara bisiklet sürer gibi biniyorlar, bir ara izle onları! Savaşmak konusunda tam bir aptallar ve bunun farkındalar. On dördündeki delikanlılarımız onların yetişkinlerine taş çıkarır. Çok iyi..."