Martı Jonathan Livingston bana hayallerimizin peşinden gitmenin ne kadar zor olsa da bu zorluğu çoğu zaman düşüncelerimizle büyüttüğümüzü, eyleme geçtiğimizde ve çok çalıştığımızda bunun o kadar da imkânsız olmadığını anlamama yardımcı olan bir kitaptı. Jonathan’ın diğerlerinden farklı düşünmesi, bunu eyleme geçirmesi, sürüden dışlanması ve sonunda haklı çıkmasıyla herkesin ona saygı göstermesi çok güzeldi.
Ancak kitabın sonlarına doğru Jonathan’ın tanrısallaştırılması ve martıların eski hallerine dönmeye başlaması, günümüz insan toplumuna yapılmış güçlü bir gönderme gibiydi. Buna rağmen vazgeçmeyip yoluna devam eden birçok “Jonathan” olması ise hâlâ hayallerine inanan ve bunun için çabalayan insanları temsil etmesi açısından çok anlamlıydı. İyiki bu kitabı okumuşum bana kattıklarıdan dolayı mutluyum.
Bilinmeyen bir kadının mektubu tek oturuşta bitridiğim ve ağlamaktan helak olduğum bir kitap.Anlatılan sevginin karşılıksızlığı, kadının sessizce yaşadığı acı insanın içine işliyor.Beni en çok etkileyen şey, kadının yıllarca içinde biriktirdiği duyguları tek bir mektupta dökmesi beni çok sarstı. Okurken onun yalnızlığına, görmezden gelinişine ve umutsuz sevgisine tanık olmak gerçekten ağırdı. En acı olanı ise onca şey yaşanmasına rağmen hatırlanmamak oldu. Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu - Bir Kadının Hayatından 24 Saat